
Tanrı’nın Işığı Tiyatro
27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü
Tiyatronun en büyük gücü, ulus toplumlarının onu keyfi olarak seçip seçmemesine kalmış olmamasıdır, buna karşın tiyatro hangi ulus ve toplumlara teşrif etmişse orada Tanrı’nın ışığı aydınlanmaya başlar ve kurmaca değerler, inanışlar, toptan mantıksız davranış kalıpları yok olarak yerine insanı medeniyette biçimlendiren hakiki değerler inşâ edilir. Tanrı’nın ışığıdır insanları birleştiren ve dönüştüren, tiyatro ise yüce karizmasıyla buna tüm sektör ve birimlerin en üstü olarak aracılık eden uhrevi gücün dünyadaki yansımasıdır. Tiyatronun kendi gerçekleri vardır; bugüne yalnızca büyük bir bütünün parçası olarak bakar, verdiği ve üflediği hayat esintisi insana kimliğini kazandırır, onu silkeler ve bir araya gelince tehlikeli olan sürünün karanlığından sıyırır: Sevgiyi, sadakati, vefayı, hayata yararlı olmayı, kendini tanımayı, paylaşmayı, hoşgörüyü öğretir; bir başkasının hakkını yemenin kötücül zararlarından toplu alanlarda yanlış davranışlara kadar temel bilimlerde ona rehber olur. Büyünün önemi de buradadır, ilk ilkel insanlar doğum-gelişme-ölüm döngüsüne anlam vermek ve doğayı anlamak için yaptığı büyülerden oraya çıkan tiyatro, binlerce yıl sonra bugün de temel olarak aynı mantığa yani büyüye dayanır: Etkilemek büyü yapmaktır çünkü, o insana dokunmaktır, düşündürmektir, dönüştürmek ve eskiden yeniye sorgulamadan aynı kalıplara uyum sağlayarak yaşayan çoğu insanlar tarafından belletilmeye devam edilecek gerçek dışı düşlerden uyandırmaktır. Nora’yı izleyen bir kadın, bundan önce kendisine baskı uygulayan bir partneri varsa artık ona boyun eğmez ve Nora’nın yaptığını yaparak kendini söz konusu kişiden kurtarır. Baba’yı izleyen evdeki mutsuz genç veya yetişkin; yanlış yolda diretmez ve ev sakinlerinin dünyasının uyuşmadığı o ortamı terk ederek yeni bir başlangıç yapar. Martı’yı izleyen romantik ruhlu okumuş insan; partner seçerken duygu ve mantık kombinasyonundaki dengeyi hayatın içinde kabul ederek duygularının değil davranışlarının uyuşacağı bir karşı cins arama yoluna gider. Kral Lear’ı izleyen bir iş insanı, aşırılığın ve adaletsizliğin onu yok oluşa götüreceğini öğrenir. Kısacası tiyatro uhrevi dünyadan gelen Tanrı’nın efsunu ve fısıltısıdır; sahnelerden yayılan ışık onun ışığıdır. Diğer yandan bilimsel olarak bugün dünyada yaşayan insanların yüzde 98’inin ilkel insanlarla davranış ve bilinç bağlamındaki ‘genel çizgileriyle’ aynı ilkellikte olduğu söylenir; tiyatro, bu ilkelliği yok edecek en temel eğitim ve dönüştürme aracıdır: Sinema, öbür sahne sanatları ve medya, tiyatronun temelinden aldığı öz ve biçim kökleriyle ilerlemek zorunda olduğu için kitlelerin olumlu niyetlerle dönüştürülmesinin arkasında yine bu kutsal birim vardır. Dahası tiyatro toplumlarda kamu bilinci, ortak yaşama farkındalığı, adaletin ne olduğunu gösterir ve sağlar; insanların okullardan ailesine çevresinden görüp yanlış anladığı her şeye kadar onu yok edip doğrusunu serimler tiyatro, aynı zamanda bir bilim yuvasıdır çünkü, en büyük yazarların düşünürlerin ve kadim ulemaların sözünü, sazını ve anlatılarını yeniden bilimsel yorumlayarak ortaya çıkarır, ne okullarda ne de herhangi bir yerde gösterilemeyecek eğiticilikte verir onları, bir ekip çalışmasıyla: yazarıyla, yönetmeniyle, oyuncusuyla, dramaturguyla, yer göstericisiyle, ışıkçı-teknikçisiyle ve hep birlikte bir ekip çalışmasıyla işlenmiştir söz gelimi gösterilen ürün… 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’müz kutlu olsun.
Ahmet Ünal/27 Mart 2025/Anadoluhisarı/12:45
• • •