27 Mart Dünya ‘Tiyatrolar’ Gününde bir iki söz

Tiyatro Günü yerine Tiyatrolar Günü Daha uygun

Ne bileyim, ülkemizde sanat vardır demek içimden gelmiyor kusura bakmayın. Bizim çocuk çok yetenekli, demişlerin rahatlık içinde büyütülüp sanat ocaklarına saldıkları kuru topluluklardan oluşuyor genelde ülkemizin sanatını oluşturan bel kemiklik. Ve bir de, yoluk tavuk gibi silkelenmiş birkaç çeyrek sanatçıların canı yanmışlığını, acı diye mastürbasyonlaştırarak insanlara satmaya çalışıp saygı görmeyi amaçladığı şu tipler. Canı yanmak başka, acı başka, neyse. Korkunç tipler. Vasat ve kendinden son derece emin. Türk sanat tarihine baktığımda altı kişiyi geçmiyor gerçekten sanatçı olanlar (Bilmem). Eh, bugün belki bir belki hiç belki iki sanatçı var halihazırda. Genç kuşağı pek tanımıyorum (yaşıtlarım yani), yalan söylemeyeyim, ama yeterince de tanıyorum sanırım. Diğer yandan, örneğin Genco Erkal iyi bir sanatçıydı, huzura ermeden bir hafta önce kendisine ulaşmaya çalışmıştım, beraber çalışmak isterdim, kısmet olmadı, huzurla uyusun. Onun yıllar önce Okan Bayülgen’in programında Celal Şengör ile aynı masadaki hâlini hatırlayıp hala hayranlığıma engel olamıyorum; Şengör, Genco Erkal’ın ismini duyar duymaz işini gücünü bırakıp programa koştuğunu iddia ediyordu, ama Erkal’a ve herkese ve sanata; durduk yere bilgi patlamaları yaparak üstünlük ilan etmek ister gibiydi programda, sözü başka niyeti iğrençti bence, ama Erkal tuzağa düşmemişti, Şengör’ün çocuk gibi gereksiz sözcükleri ve bilgi akışına karşılık kibarca gülümseyip onun kendi kendisiyle olan sorunuyla başbaşa bırakmış ve hepimize gülümsememiz için sahnenin ışıklarını Şengör’ün tepesinde yakmıştı. Muhteşem bir tavırdı, klas, son derece bilgece. Muhsin Ertuğrul’dur bir başka hayran olduğum sanatçı, geçmişten, kitaplardan anladığım kadarıyla. Kaliteden ödün vermeyen bir yapısı vardı, vasat sevmiyordu, bugünkü sanatın durumunun çoğunu ona borçluyuz bence, yüksek lisansına Avusturya’da devam eden Haldun Taner’e yazması için rica etmiş Muhsin Ertuğrul, çok klas hareket, erinç içinde uyusun. Ahmet Vefik Paşa’dır diğer bir sanatçı bendenizde, o dönemler Bursa’da, yüksek bir vizyon ve kuruculuk, kolay iş değil. Tiyatronun bugün sinemanın gerisinde kaldığı yadsınamaz, birçok sebebi var elbette, ama temel sebep insanların hız ve panikle yaşaması, eğitilmek istememeleri ve eğitimli olduklarına inanmaları ve güzellik nedir bilmemeleri. Yer gösterici olduğum yıllarda öyle şeylere şahit oldum ki oyunlarda, inanmak bile güç; bir kişi oyun sırasında canlı yayın açmış gümbür gümbür konuşuyordu, gidip aldım telefonu elinden, kibarca dışarı çıkarıp oyuna sokmamıştım geri onu. Bağırıp çağırıyordu, para verdim diyordu, ben kimmişim ki onu salondan atıyormuşum, parasıyla satın alırmış hepimizi; kendini soğuk kapıda bulduğunda hala söyleniyordu, inanılmaz, insanlar gerçekten sorumsuz, ama gerçekten, bunu eğip bükmeye gerek yok. Bir ev hanımı hatırlıyorum, on beş dakika kala açmıştık salonu ve benim sesim yankılanmıştı; efendim salonumuz açılmıştır, gelebilirsiniz. İnanılmaz bir kibir hatırlıyorum kadında, korkunç bir nefretle buyruk verip duruyordu bana, ve telefondan birini aramış gürültü saçıyordu etrafa, dehşet verici bir davranıştı, bacak bacak üstüne atmıştı; tabii birazdan fişini çekeceğimi tahmin bile edemezdi, etrafımda biletleriyle yerini soran kalabalığı birden orada bırakıp yüksek bir özgüvenle kadının yanına gitmiştim, sessizlik olmuştu salonda, herkes hamlemi merak ediyordu, kadının birden dudakları titremeye başlamıştı; buraya uygun olmayan davranışlarınız ısrarla devam ederse sizi çıkarmak zorunda kalacağım, demiştim, net ve sarsıcıydım, kadının sesi titriyordu, birden salondakiler alkışlamıştı beni, idari amiri karışmazdı işime, iyiydi aramız, salondaki her şey kontrolüm altında olurdu, ne olursa olsun, kimse karışmazdı bu yüzden, kadın bacak bacak üstüneyi sonlandırmıştı, telefonu kapatmış, konuşamamıştı, sağ eliyle özür işareti yaparak oyun boyunca da tek ses yapmamıştı. Binlerce anım var buna benzer. Her şeye rağmen tiyatronun varlığı davranış eğitimi için çok faydalı, örneğin, oyunu izleyip etkilenmemiş olsalar bile insanlar ve bizler, sadece o güne özel sabahki ilkel davranışına karşıt olarak kırmizi perdeli bir salona kibarca girme dürtüsü bile, insana medeniyeti hatırlatmaya yetebiliyor, sadece ve sadece, bu ayrıntı için bile tiyatro hep var olacaktır. Ve ben, bizim kuşakla ve sonrakilerle, sanatta yeni bir sayfa açılacağına inanmak istiyorum, umutsuz da değilim bu yüzden, çünkü enini konunu Tanrı bilir, ben yalnızca sıradan bir gözlemciyim. Hadi bugün hatırım için Crano’yu okuyun.

27 Mart 2026/Ahmet Ünal/13:13/Tiyatroyu seviyorum/Anadoluhisarı

    • • •