
**
Bu toplumun kodları asla modern medeniyet değildir, şahlık ve feodaldir. Önünde sonunda sevdiğine kavuşan aşık gibi toplum kendi kodlarına dönecek ve modern yapı gibi görünen modern olmayan şimdiki yapı çökecektir. Dışarıda devasa devam eden iç içe geçmiş yığınların gürültüyle işgal ettiği alanlarda kutlamayı andıran Ortadoğu görüntüleri, barınaktan doğasına dönmekte olan timsahın heyecanından farksızdır.
Gördüklerimi bir daha gösterme bana Tanrım…
**
Uykumda dinlendiğimi sanmıştım, boşalıp biraz enerjimi dengelemek istedim ama içimden gelmedi, sinirlerim çok yıpranmıştı, sağlıksızdı her şey; ülke, toplum, sokaklar, marketler, eski aile, eski tanışlar, eski temaslar, çevremdekiler, hepsi sağlıksızdı, midem kaldırmıyordu hiçbirini. Çok tuhaf rüyalar görüyordum, yirmili yaş enkaz temaslarımdan biri yüzüne peçe takmış beni takip ediyordu, güneşliydi hava, Ege’nin güneş gözlüklü sıcağını andırıyordu her yer, lojman gibi bir yerde kalıyordum rüyamda, tuhaf bir daireydi ama samimiydi, kapılar ahşaptı ve güven verici atmosferi vardı evin, sevmiştim, balon gibi şişip kilo almıştı, durağın içiydi, önünden geçiyordum durağın, panikledi onu fark ettiğimi anladığında,
“Bu ikinci oluyor, ne diye takip ediyorsun beni, nedir derdin.”
(Gerçek hayatta umursamayacağım şey rüyamda diyalogla devam ediyordu, ilginç geldi bana bu ayrıntı.)
“Nasıl anlayabiliyorsun, salak seviyorum işte seni.”
“Çok kilo almışsın, ama gel sarılalım (Sarılmıştık, ağlıyordu).”
Mekân birden değişti rüyamda ardından, beraber amfi gibi bir yerdeydik, rüya boyunca hissettiğim şey hafif tiksintiydi,
“Sen bekle burada, eski erkek arkadaşıma bittiğini söyleyip döneceğim.”
Arkasını dönmüş yürürken birden zayıfladı ve bacakları bronz güneş yanığıyla hoş görünmeye başlamıştı. Kavga ediyorlardı, dönüp geldi sonra, “bitti işte hu hu, artık sonsuza kadar beraberiz.” Midem bulanmıştı rüyamda,
“Ama içimden gelmiyor, istemiyorum.”
Uzaklaşıp gitmiştim, camdan bir yerleri seyrediyordum, kadın yine mi takip ediyordu beni acaba, olgunlaşmamış insanların saçmalıkları bitmezdi, durakta beklediğini fark etmiştim ardından.
Uyanmıştım, “Iyh, tiksindiğim kuzenimden bir farkı yok, sanırım geçmiş tortular temizleniyor, bu bir temizlik, güzel.”
Rüyanın itici etkisiyle geçmişe döndüm, şimdiki halimle yatakta yatmış yanaklarını öptüğüm o yaşa dönseydim, ilgi duyabilir miydim? Bunu düşündüm, ikinci cinsel görüşme bile imkansıza yakındı, çekici gelmiyordu, cazibesi, davranışları, zihniyeti, kibri ve anlamsız hırsları kuzenime benziyordu her açıdan, rüya konusunu kapatıp gündemime döndüm.
**
Her taraf tuhaf sesler çıkaran kalabalıklarla doluydu, belki üç kişi hariç kılık kıyafetleri berbattı hepsinin, insan sesinin anlaşılmayan vahşi yüksek tınısı dışında yerel dile dair dinleme yapılabilecek anlaşılabilir konuşmalar yoktu, sanki yerel dil ileriye değil de yabani hayata gidiyor gibi kelimesiz gürültülerle anlaşmaya başlamışlardı artık, Anadoluhisarı kalesi civarlarında gezinen niteliksiz yığınlar kirlenmiş sıvının dökülmesini andırıyordu oralara, güneşin batmasına en az bir saat olmasına rağmen aralarından biri farları yaktı diye hepsi yakmıştı farlarını, ön kısımdan biri kornaya bastı diye basmaya başlamışlardı kornaya sırayla, araçların içinden sıçılan ses bombalarıyla gülümsüyorlardı hepsi, yüzünü ekşiterek inmişti cadde Alfar Konal, yüzlerce kişinin yanından koşar adım kaçtı, birilerine pardon deyip yol istemesi gerekiyordu, temkinle yürüdü diplerine, yaklaşmasına altı saniye kala pardon demişti, saydı içinden bir, iki, beş ve altı, altıya denk gelince son adımıyla önündeki kişinin pardon sesini algılaması koşutlanabilmişti.
–
Ahmet Ünal| 13:30 | 21 Eylül 2026
• • •