
Düne göre iyiydim demek istiyordum kendime, dudaklarım kıpırdamıyordu, Pazar’dı bugün, üst katta inşaata ara vermişlerdi Pazar diye, ne büyük lütuf, güzel, gece boyunca terledim stresten, sabaha çıkmamak için dualar ettim ama çıkmıştım sabaha, kahretsin, intihar edemiyordum, tabanca gerekiyordu, tek mermi, hızlı ve âniden ve kâbusun bitişi, dün beşe beş kala üst kata çıktım, kardeşim yaşında başka ustalar vardı,
“Gençler sıçacağım ağızınıza sonunda, siktirin gidin yeter.”
“Haha. Abi tamam, kapıyı çekelim ses gitmez aşağıya, (diğeri girdi araya sonra): abi şu tarafta işimiz zaten (Tam da yaşadığım bahçe tarafı odanın üstünü kastediyordu),”
Mantık aramak istesem saatlerim yetmeyebilirdi, duymazdan gelmiştim,
“Tamam bir saat daha işiniz var, güzel, yok şarj kablom, olsa verirdim, kafeye gideyim bâri.”
Hava kararmak üzereyken Anadoluhisarı nehir yanı mezarlık dibinden eve yürüyordum, ufak bir minibüste işlerini bitirmiş bana doğru gelip geçiyorlardı genç ustalar, görmemezlikten geldiğim sırada tanımışlardı beni bile, selam vermek isteyerek defalarca kornaya bastılar ardından, biliyordum başıma geleceğini, o yüzden tanımazdan gelmiştim zaten, hafif gülümseyerek selamlarını kabul ettim, biraz yürüdükçe suratım ekşidi ve azıcık küfrettim.
Kafedeydim işte o arada, çok gürültülüydü, ders çalışma sessiz odasına girdim, bir şeyler yazmaya başladım, iki sevgili öğrenci gelmişti,
“HA HA HA”
Kadına tersçe baktım, erkek rahatsız olup gözlerini bana dikmişti, kazara gözlerimi kaçırıp içime döndüm ama erkekten korktuğum içinmiş gibi olmuştu, aynı oğlan mutlu bir üstünlük tebessümüyle sanılan şeyin huzurunu yaşıyordu, rahatsız etmişti beni bu,
“Gençler, gidin öbür tarafta konuşun, burada yasak.”
Sinirliydim, üstünlük kazandığını sanan çocuk ürkmüştü, devam edecek donanımı yoktu, dudakları titriyor ama bastırmaya çalışıyordu,
“Şey tamam tamam, biz de zaten oraya gidecektik.”
Neyse işte sabah, şu an, kahve içiyorum, dünden ıslatıp süzdüğüm yaş cevizimi yiyorum yanında, Viking Masalları bitmek üzere, İngolf öldü, Kral Harald İzlanda’yı da ele geçirdi, ama İngolf’ü geleneklere uygun kahramanca defnettiler, martı yemeleri tuhaf o bölgenin, gerçi İstanbul’da tavuk döner diye martı döner kaktırıldığı söylenir, İzlanda ayağımıza geldi ha ha.
Dayanamıyordum, Tanrı ile konuşmaya başladım ardından,
“Neden ya. Bana bir açıklama yap lütfen, neden. Yolumu neden açmıyorsun? İnsan olduğumu unuttun (Bağırdım burada), insanım ben insan, hani şu zavallı diğerleri gibi, sınırlarım bu kadar, neden anlaşılmıyor, potansiyelim bu kadar, nedir derdin, konuşsana benimle, neredeysen çık ortaya, kimseye söylemem, neredesin? Mahvettin hayatımı, paramparça ettin, iki paralık ettin beni, muhtaç ettin herkese, zıkkım ettim hayatı, sadakat gösterecek insanla karşılaştırmadın hiç, nerede mikrop varsa onlar buldu beni, neden hep yalnızım? Anlamıyor musun insanüstü bir şey bu? Gücüm bu kadar, lütfen ya, anlayış göster. Yakıcı zekâm, yakışıklılığım, yeteneklerim, aptal bir dönemde böyle mi geçsin istiyorsun? Tabanca ver bâri, bu şeyi kendim bitirebilirim istersen. Beni bu ülkede tutmanın sebebi nedir? Nedir? Nedir? Bıktırdın, benden ne istiyorsan yaptım! Peki sen? Sen neredesin?”
Ağlamıştım biraz.
–
Ahmet Ünal | 27 Eylül 2026 | 10:59 | Canınız cehenneme.
• • •