
Hikaye
Devasaydı gül bahçesi. Kocaman, kırmızı, sarı, mor, pembe, beyaz renklerle uzayıp giden engin bir deniz gibiydi. Her nefeste alınan koku beyni tazeliyordu. Çevresi Duru okyanuslarla, oynayan yunus balıklarıyla çevriliydi. Kelebeklerdi bahçenin sahipleri. Yeşil kelebek general, mavi kelebek yardımcısıydı, diğer kelebekler güllerin arasında bakımla uğraşıyorlardı. Gri kelebek gülleri sevmiyordu, inek bokları içinde yaşamak istiyordu. Sık sık ahır önlerine gider taze boklar üstünde uyurdu çoğu zaman.
“önümüzdeki kış güllerimiz beyazlar içinde parlayacak” dedi yeşil kelebek yardımcısına.
“evet efendim. Bizler kısa süreliğine geldik dünyaya, cennetteyiz.”
“siyah kelebeğim nerede, biricik kraliçem? Hı?”
“yeni kozalarla ilgileniyor, şarkı söylüyor efendim. Bir de şey.”
“Ney?”
“Gri kelebek efendim. Bahçemizin güzelliğini hak etmiyor gibi. Şey yüzünden efendim. Her akşam üstünde bok lekeleriyle geliyor bahçemizi pisliyor. İhraç edelim mi diyarımızdan?”
“Çok kuruntulusun mavi kelebek! Gri kelebeğe karışmayın.”
“emriniz olur efendim.”
Bahçenin yüz elli metre ötesinden hamam böceği sürüsü ile lağım fareleri geçer, ama ilgilenmezler bahçeyle. Bakmazlar bile. Gri kelebek önlerini keser;
“durun!”
“sen kimsin” diye sorar siyah sıçan. Hamam böceği sürüsüyle diğer farelere dur işareti yaparak.
“ben gri kelebek. Generalimiz yeşil kelebek çok kötü biri. Bahçemizde gülden başka bir şey beslemiyor, izin vermiyor. Ben bok istiyorum, sizler gibi olmak istiyorum. Benim gibi düşünen yüz altmış kelebek daha var, bir örgüt kurduk, gizli gizli toplantılar yapıyoruz. Sonraki toplantımız iki gün sonra, dört yüz mil ileride bir ahır var, onun arkasında toplantı yerimiz, gelir misiniz siz de efendimiz?”
Düşünür sıçan,
“olmaz. Bize ne gülden bahçeden. Kanalizasyonlarda keyfimiz yerinde.”
“ama efendim. Size olağanüstü şeyler teklif edebiliriz.”
“mesela?”
“dişi kelebeklerimizi düzebilirsiniz”
“Hmm. Olur. Geleceğim birkaç adamimla.”
“Hürmetler efendim.”
Gider hepsi. Yeşil kelebek çağırtır onu. Akşamüstü güneşi bahçenin üstüne şiir serpiştirir. Güllerin renkleri konuşuyor gibi ışık çınlar.
“gel bakalım gri kelebek. Nasılsın? Mutsuz olduğunu duydum. Senin için yapabileceğimiz bir şey var mı?
“ah efendimiz, bunu kim söylemişse kıskanıyor beni belli ki. Hiçbir sorunum yok, sağlığınıza duacıyım. Estağfurullah.”
“Peki gri kelebek. Sen bizim için değerlisin. Seni seviyoruz. Tüm kelebekler kardeştir. Bahçemiz cennettir.”
Gül evine döner gri kelebek. Gül duvarları döver, dikenlerle çizer ve krizlere girer, “küçümsedi beni! Küçümsedi işte! Hep aynı şeyi yapıyor! General ben olmalıydım. Bana tırtıl muamelesi yapıyor! Bilerek yapıyor! Ama bekle sen, kim üstün göreceksin orospu çocuğu!”
Yeşil kelebek karısıyla gül yalısı yatağına girer, çarşaflar beyaz gül yaprağındandır, duvarlar dikenlerle sanat eserleri çizilmiş kırmızı gül yaprağından inşa edilmiştir. Işıklandırmalar ateş böcekleri götleriyle zarif şekilde sağlanır. Dikenlerden yapılma heykel eserleri vardır odanın kenarlarında. Bir nefes çekmek bile testesteronları fırlatır odada. Tehlikeyi reddettiren bir merhamet nehri sağlar kelebeklerin ruhuna bu.
“Aşkım? Geçen gün hamam böceği sürüsüyle bir sürü kocaman sıçan görmüşler bahçenin yanından geçen. Korkunçmuş. Güvenlik kuvvetleri ekibi kurmak istemediğinden emin misin?”
“saçmalama sevgilim. Hadi dön de biraz daha gidip geleyim.”
“gri kelebek bir şeyler konuşmuş onlarla. Dikkat et o orospu çocuğuna.”
“aşkım saçmalıyorsun, dön hadi bir posta daha.” “Bahçemizin korunmasına gerek yok. Bizleri doğa ana koruyor. Gri kelebek iyi biri, fareler, böcekler hepsi doğanın evladı, seviyoruz bu hayatı be yavrum.”
Bir iki kez daha düzüşüp uyurlar.
Sislidir ahırın çevresi, bok kokuyordur, ineklerin geviş sesleri duyulur içerden, az sayıda uyuşuk sinek sessizce oraya buraya uçar, gri kelebek üşüyordur, tektir, kanatlarını battaniye yapar kendine, bir sigara yakar, cinsel organını karıştırır, bu sırada gelir siyah sıçan ekibiyle,
“aslında düşündük de, bahçeniz işimize yarayabilir. Daha önce aklımıza gelmemişti hiç. Güllerin bir kısmını söker yerine osuruk çiçekleri dikeriz, diğer bir kısmına peynir stokları çukurları, kalan kısımlara katlettiğimiz yılanların cesetlerini, az kalan güllerle de sıçtıktan sonra götümüzü sileriz. İyi olur.” Diğer fare ve böcekler kafa sallayıp sırıtırlar.
“şey sayın sıçan bey, böyle yapmasak?”
“sana mı soracağım ibne?”
Alt dudakları titrer gri kelebeğin.
“ben böyle hayal etmemiştim ki. Yani ne bileyim, general ben olurum her şey aynı devam eder sanmıştım.”
Siyah sıçanla diğerleri kahkahalar atarlar.
“yalvarırım yapmayın”
Bir kahkaha daha atarlar. İçeriden inek yatma takırtısı gelir. Çise başlar, her şey çirkindir. Kanatlarından tutarlar kelebeği, öne eğerler, tecavüz ederler, oral yaparlar biraz. Ağlamaya başlar gri kelebek. Siyah sıçan dişleriyle boğazını keser onun, geri kalan herkes midesine indirir sonra. Aradan dört sene geçer. Gökyüzü tek mavidir, deniz dalgası sesleri şakır, mavi kelebek generaldir, yardımcısı eflatun kelebeğe şöyle söyler;
“biliyor musun eflatun kelebek, dört sene geçti işte, yeşil kelebeğin yıllardır farelerle gizli işbirliği yapıp bahçemizi yok etmek istemesine hala inanamıyorum, kraliçesiyle yasak aşk yaşamam isabet oldu, onun sayesinde gizli bir ordu kurdum, ihaneti öğrenince yeşil kelebeği ve yüzlerce içimizdeki haini gül meydanında idam ettim, arılarla yaptığımız askeri anlaşmalarlaysa fare ve böcekleri yok ettik, ilaçlama da kullandık ama. Şu çocuklarımıza bir bak, ne kadar mutlular…”
Ahmet Ünal/11-12-2025/Kuleli Sahili/15:26