Doğum Günümde

34

Köklerimin İstanbul olması çok tuhaf, tam kökünde İstanbul’un, dibinde, ortasında doğmuşum (Bana söylenene göre). Karaköy’ü hiç sevmem oysa, nefret ederim, ve tamamen İstanbul’u, içindeki milyonlarca kuru kalabalık yüzünden sevmem. Kokarlar, terlerler, ağızları leş gibidir, beyinleri bir milyon yıl öncesindeki yazılımla çalışır onların. Deniz kıyılara çarpar, vapurlar martıların altında salınır ilerler, harikulade kızların tüm gençliği söndürülmüştür; yürürlerken anlarsınız bunu, daha açmamışken soldurulduklarını görürsünüz aileleri yüzünden tedirgin gözlerinde, boyun eğmek zorunda kalmıştır hepsi; babasına benzeyen erkeğine, sistemin zorbalıklarına, her şeye, iyi erkekleri göremeyecek kadar körleştirilmişlerdir böylece; ve iyi erkeklerin kapılarını kendi suratlarına kapattırmışlardır; çoğunun, işte basit başlayan ama hayatın şakası olmayan noktaya kadar giden süreçlerinde, yirmi dört yaşında özleri biter. Trafik vardır bu doğduğum şehirde, dinozor yavrusu kafasına benzeyen insanların sabırla her güne böyle alıştığı; sabah akşam, sürekli. Genelde okullar berbattır, liseler berbattır, öğretmenler berbattır; kapağı atan küçük hayatındaki yerini korur. Evliler üç yıl belki aldatmaz birbirlerini kirli şehirde; önünde sonunda, mutlaka aldatırlar ama. Doğru dürüst bilim yoktur, sanat yoktur (En azından benim anladığım şekilde), sanatçı yoktur, çıkarsız ilişki kuran yoktur, konuşmacılar genelde vasattır ekranlarda, dinleyenler bilmezler böyle olduğunu; köşeyi dönenler köşeyi dönene kadar sabrettirme konuşmaları yaparlar birbirlerine (Ne gelirse aklınıza), aslında; bu şehirde hiç kimse (Üç beş kişi hariç) gerçek sorunları göremez. Gerçek sorunlar, gerçekten canı yananlar tarafından görülür, bu böyledir genelde. Burnunu karıştırma, yere tükürme, tuvaletten çıkınca ellerini yıkamama; çok fazla yetişkin görürsünüz şehrin caddelerinde, kenarlarında. Otobüslerin içi iğrençtir genelde, eğitimsizlik ışık ışık parlar dört bir yerinde otobüsün. Yenilik yoktur, yenilik istemeyen çoktur, yenilik demek küçük hayatından memnun insanlara belirsizlik demektir çünkü. Rastgele yaşar hepsi bu şehirde; kör, habersiz, kibirli, yetersiz ve bilgisiz. Köylü sorunu yoğundur; onlardan çıkan ve sisteme yayılanlar maskeli vasatlaştırıcılardır, iğrençtir hepsi, bana inanın. Belediyeler, kamu alanları, kamu hizmetleri; hayattan soğutur. Yürüyüşe çıkarsınız caddelerde; ama üç adımda bir evcil köpek boku tümsekleri görürsünüz hep. Taze tükürükler, orospu çocuklarından çöp atıkları, kaldırıma park edilmiş araçlar. Köylü zihniyetidir hepsi, tamamen. Kadınlara dönmek isterim yine, ah kadınlar kadınlar, uzak durun kendi hayatınızın baharında sanattan bilimden edebiyattan uzak duran herkesten. Ve sizler, asla uzaklaşmayın büyük eserlerden. Boyun eğmeyin cehaletin negatif gücüne; ve küçümsemeyin cehaleti, ciddiye alın ve uzaklaşın; yüzyıllardır süre gelen mistik bir yayının insanları esir alıp kendini yaymasından başka bir şey değildir cehalet, buna kapılanlar yitmiştir, uzak durun ve kapılmayın sizler de. Mantıktan geçmemiş şekilde evlenip de hayatı çiçekler açan kaç kadın gördünüz? Üç ay sonra ondan eser kalmaz artık, taşra maskeli erkek çürütmüştür mis gibi kızı. Kız arkadaşlarınızın hatalarınızı normalleştirmesine izin vermeyin, bu iyilik değildir, gizli bir iblis yapar bunu; uzaklaşın vasat arkadaşlardan, yalnız kalın sizi üzen olaylardan sonra, analiz edin; sorumluluk almayı, hatalarınızı deneyime çevirmeyi deneyin, göreceksin; daha iyi olacak. Baharı severim ama bu şehirde, bir şekilde doğanın kendisi leş insanların kötü kirliliklerini bastırır; yapraklar, çiçekler ışıl ışıl açar, dallar bembeyaz, muhteşem. Böyle bir şehirde işte köklerim; sürekli kavga ettiğim…

Ahmet Ünal/15 Mart 2026/20:34/Bugün Doğum Günüm Kızlar

    • • •