
**
Yaşayamamaktan bıktım, hayır hayır öyle bir şey değil demek istediğim, sanki bir Hobbit köyüne gitmişim de mantarlı evlerine sığmaya çalışıyormuşum gibi geliyor hayat bana, hastalıklı bir şey bu, sürekli bir şeylerden uzaklaşmak zorunda kalıyorum, birinden, birilerinden ve sonra hepsinden, taciz edici varlıklarından, uyuşmuş zihinlerinin derinliklerinde birden çıkmayı bekleyen niyetlerinden, ruhsal eksikliklerinden, yaşama güttükleri kinden, her saniyemle, her anımla cehenneme kadar kaçıyorum.
**
Telefonum çalmıştı, arayanım yoktu zaten, kim arıyordu acaba, tanımadık bir numaraydı,
“Ahmet!”
Sesi yabancı gelmemişti,
“Buyurun.”
“Buyurun mu, dün Kıyı’da paylaştığın, o ne biçim yazıydı öyle, iyi misin, penisine ne oldu, kiminle yattın, beni öldürmek mi istiyorsun sen!”
Ağlıyordu. Tanımıştım sonunda.
“Numaranı silmişim, o yüzden tanıyamadım ama şimdi jeton düştü.”
“Aptal! Seni düşünüyorum hep. Okuyorum yazılarını merak etme sen. Kırmızı Gökyüzü Damlası he, seni seni seni, çok güzel yazmışsın, her şey birebir, ekleme yok ama baştaki gömüşlerin içimi hoplattı biraz.”
“Teşekkür ederim. Hastayım ya. Psikolojim bozuk.”
Gülüyordu.
“Ya özledim seni, üç hafta mı yasak?”
“Evet.”
“Beni seviyor musun?”
“Başım dönüyor.”
“Geleyim mi?”
“Gel.”
Kapıyı açtığımda öyle özlemiştim ki melek girmişti sanki içeri. Şakalaşıyorduk, alt dudağımı ısırıyordu. Beraber okuduk sonra Kırmızı Gökyüzü Damlası’nı,
“Ahmet, bu hikaye sonsuza kadar kalacak biliyorsun değil mi, çok tatlı, teşekkür ederim sana, (Gözleri dolmuştu, tanışma bölümümüzü okuyordu tekrar), kız arkadaşlarımın hepsine attım zaten okudular, çok beğendiler,”
“Kıskanmışlardır seni.”
“Ha ha, ya yerim sözlerini senin.” “Daha iyi misin?”
“Hiç olamayacağım kadar iyiyim, varlığın için nasıl teşekkür edebilirim sana, yani doğduğun için. Size günaydın diyebilir miyim hanımefendi?”
“Neden olmasın, ha ha. Şu üç sene önceki kıza niye mesaj attın, sinirlerimi bozdu, bana niye yazmadın.”
“Sildim zaten, gereksizdi. Biliyorsun titriyorum geceleri, bazı davranışlarım çizgimin dışında saçma olabilir bu yüzden, onlardan biriydi işte.”
“Evet evet, biliyorum. Aç bakayım neyi var.”
Penisimi inceliyordu,
“Sağlam görünüyor aslında. Kiminle yattın? Bilmek istemiyorum sinirlerimi bozuyorsun ama çabuk söyle.”
“Ya öğrenciydi, birden gelişti, ben de anlayamadım.”
“Anladım şu kız. Pislik seni.” “Serçe parmağına bakayım, kim sardı, geçer ya bu ciddi bir şey gibi durmuyor, ama dikkat et lütfen. Bayılmalar sık oluyor mu.”
“Bir kez oldu. Sanırım sistemim kaldırmıyor, ya da durmam gerekiyor sanırım ama duramam.”
“Ben varken bile mi?”
“Seninle ilgisi yok, görüyorsun hala sağlıklı yaşayabileceğim şeylerden yoksunum. Sistem beni dışlıyor, nefret ettim hepsinden.”
“Ya başlarım sistemine, ver bakayım bir öpücük daha.”
Yatağıma uzanmış televizyon izliyordu,
“Ben de bir iki bir şey karalayayım bari.”
“Tamam canım.”
**
Öğle saatlerinde kafeye gitmiştim, ders çalışma odasına girip kimsenin gelmemesini diledim ardından, trajik bir ikili gelmişti, ilkokul öğrencisiyle babasıydı bu, spor güneş gözlükle yeni alıp giydiği pahalı spor takımı adamın esnaf olduğunu gizleyemiyordu sanki, esnaf olmakta bir sorun yoktu zaten, gereksiz yere burnunu genleterek, bağırarak ders anlatıyordu oğluna, çocuklar samimiyetsiz olan her şeyi anlarlar, bunu asla unutmayın derim, çocuk konudan başından beri kopmuş babasının evde hiç görmediği şimdiki davranışına birilerinin saldırgan konuşmasına korktuğu için tamam diyormuş gibi kafasını sallıyordu, bedensel hareketleri çok keskindi adamın, oğlunu aracı yaparak kendine bir şeyler ispatlamak istiyor duygusuna kapılmıştım, ders çalıştırıyordu ama yöntemi ve anlattığı şeyi anlama gerekliliğinin birbirinden gittikçe uzaklaşmasıyla çocukta bir karşılığı olmadığını hissetmiştim, geriye sadece adamın görülme kaygısına bağlı yoğun bir gürültü kirliliği kalmış gibiydi, bitkindim zaten, sesim kısıktı, kendini inandığı bir şeylere kaptırmış birine karşı fazladan çabalama gerekliliği enerjim hiç yoktu, bir şeyler yazıyordum, mümkün değildi devam edebilmem ve dışarıda yağmur başlamıştı hatta, iç kafe kısmı bir sürü boş konuşan parazitle doluydu, bulunduğumuz dar odada üçümüzden başka daha iki kişi vardı, sıkışmıştım sanki, zarifçe sandalyemi gürültüyle geriye kakarak ayağa kalktım, çocuk bana bakmıştı, şefkatle göz kırptım ona, adamın karşı sandalyesine, onun bedenini hareket ettirecek şekilde sol kasığımla sertçe vurdum, direkt ona karşı yaptığım belirgindi, oradan sessizce çıktım ardından, camdan geriye baktığımda adam susmuş olanları algılamaya çalışıyor gibiydi, yapacak bir şey yoktu, dinlenmeye ihtiyacı olanlara saygısızlık yapmak iyi değildir.
**
Sanırım biraz dinlensem iyi olacak.
–
Ahmet Ünal 21:14 29.09.2026 Dilerim ki gözleriniz kalbinizde olsun.
• • •