Gizemli Buluşma

Öykü

I
Deriz manyağın tekiydi, keçileri kaçırmış sayın bir beyefendi. Entelektüel bir varoş, hızlı ve seksi, ama bir o kadar da iflah olmaz bir hayalperest. Piliçlerle kafeteryaların WC’lerinde kaçak sevişiyordu, bir şekilde kadınları iyi tanırdı, ki en sevdiği şeydi bu, hatta hüzünbaz bir ruhsal dalgalanmayla gittiği her yeri çok yüksek ihtimalle değiştirirdi. Çılgın bir tip ama zararsız (Belki de erkeklere karşı). Onu en son yakından gören kadın, şimdi hayatının en son aydınlanma karmasını hizipli bir acı ile tamamlayarak arifliğe doğru eriyordu, tam bir fiyasko ama kimin umurunda kadınlara değmez; evet bunu ben değil manyak Deriz söyledi, hem de doktoradan etkilediği bir hocasıyla Kafe 945’te boş boş çene çalarken:
-Değmez hocam, hepsi kibirli, siz hariç.
-Ah, öyle mi diyorsun? Çok mu güzelim sence?
O duldu, bir şekilde birileri için 50’lik bir yedek. Derste Deriz hocasının ilgisini inanılmaz çekmişti, tam da zekice esprilerin diğer sınıf arkadaşları tarafından algılanamadığı o muhteşem esnada. 
-Evet.
İşte burada, Deriz yalan söylemişti.
-Dur dur Deriz, ah, enerjim yükseldi oley, şey dursana biraz, (Telefonunu çıkarıp bir yerlere girdi) şuna bir bak! O eski sevgilim Deriz, haydi bana analiz et bu oğlanı.
Büyük bir ruhsal kayıplıkla sigarasını yaktı otuzluk genç, kadının akademisyenlere has kanavasal ciddiyetinin üzerine eklediği farkındalıklı çocuksal bilgelik neşesi Deriz’e samimi gelmiyordu. Vahşi bir cinsellik arayışıyla hocasının yazlık askılı elbisesinin kapatmadığı göğüs alanındaki buruşmuş tenine baktı, bir yandan da arada sırada kendisine iş atan garson kadındaydı gözü, sağdaki caddede araçlar kükreyerek geçerken, daha alçak düzlemdeki bu kafe bahçesindeki tavanda vantilatörler fır fır dönüp yaşlı kadının kumral saçlarını savuruyordu. Yanlış erkek seçimlerinin sonundaki felaketlerle gelen yaşamın acılı izleri, akademisyenin gözlerinin çevresinde çınlıyordu. İlgiye, sevgiye, saygıya, erkeğe aç bir bakışla Deriz’den cevap bekledi.
-Eh
-Söyle bana Deriz! O nasıl biri, hadi, hı?
-Çok genç bir oğlan, kaç yaşında 33 mü? Öğrenci gibi görünüyor.
-Ah, evet o bir öğrenci, 27 yaşında ama çok zekidir kendisi.
-Genç erkekler kendinden büyük kadınları severler fakat söylediğiniz gibi pek de zeki görünmüyor kanımca.  
Bu sırada kadının cep telefonuna bir mesaj geldi,
-İşte Deriz! Demişti hayali olarak ulaştığı ilginin gerçekte olmayan karşılığını umursamayan olgun bir kadının zavallı tavrıyla.
-Ne oldu?
-Amerika Silahlı Kuvvetleri’nde doktor olarak görev yapan bir adam var da, şey, beni seviyor ve evlenmek istiyor. 
-Vay canına. İngilizcenizin gelişmesi için iyi bir fırsat olur sanki. 
-Evet evet Deriz, hem zaten onunla İngilizce konuşuyoruz, dur bunu da göstereyim de analiz et bana hemen, ah, al işte kendisi böyle bir tip.
-Ama bu bildiğiniz Türk.
-Şey Deriz, evet Türk, ama orada doğup büyümüş.
-Türkçe mi iletişim kuruyorsunuz, e yani galiba öyle doğal olarak, hı?
-Evet evet Deriz ne de olsa Türk öyle değil mi?
 Bu sırada aynı telefona bir mesaj daha gelmişti, ilgiye boğulmanın ruhsal vahşiliği dışındaki hiçbir materyalist bir ayrıntıyı umursamayan kadın havaya zıpladı, sonra;
-İşte işte oley! Bugün benimle görüşmek istiyor görüntülü olarak, dün onun görev yaptığı Vietnam’a bir savaş uçağı bomba attığı için çok uzun süre konuşamamıştık. Ah, canım sevgilim, savaşın ortasında bile benimle ilgileniyor.
-Ne? Vietnam mı savaş mı? Öyle bir savaş mı var? Yıllar önce biten bir savaş olmalı bu. 
-Yapma Deriz! O bana asla yalan söylemez, ha haa bak şimdi sana kendisinin generaline evlenmemiz için gönderttiği E Mail’i göstereyim bak! Düşünebiliyor musun, koskoca Amerikan generali bana resmi bir armayla E posta gönderiyor. (Uzun parmaklarıyla gözleri ışıldayarak açtı maili), devamında akademisyenlerin öğrencileriyle özel konuları konuşurken onun bilmesi gerektiği kadarını çarptırıp uyarlayak uydurmasına has kendinden emin zekâsını bozmamaya gayret eden Deriz, sigaradan bir fırt daha çekip dudakları arasına aldı bu şeyi,
-(İngilizce yazılmış mesajı bir güzel okudu ve telefonu kadına geri verdi) Bakın, dedi
-Bu E Posta’da sizden üç bin Dolar para istiyorlar, aslında bire on bahse girerim ki sizi dolandırmak üzereler.
Dudaklarını büzüp sanal dünyasındaki mutluluğunu bozmak üzere suçladığı bir hava ve dışavurumla Deriz’e keskin bakışlarla dönüp telefonu kapattı,
-Ne yani, bunlar dolandırıcı mı? Yapma Deriz, resmi bir E Posta bu, baksana arması da var, hem her şey açık, ona para göndermem gerekir ki işlemlerini yapabilsin değil mi? 
-Yapmayın, her şey gerçek olsa bile onların bir aylık maaşı en az 50 bin Dolar civarıdır, ne ihtiyacı olur ki sizin üç bin Dolar’ınıza? Bloklayın gitsin, ki sakın para filan da göndermeyin.
Hayal kırıklığıyla karışık düşen neşesiyle birlikte genç melankoliğin dediğini yaptı ve sıradaki aç olduğu duygusal hizipli başka bir konuya geçti.
-Aslında az önce sana gösterdiğim diğer çocuk, hani öğrenci olan, unuttun mu yoksa? Ah, güzel demek unutmadın, bence de aptalın teki kendisi, ve biliyor musun o çocuk pandemi zamanında beni eve kapatmıştı, anahtarı da alıp saatlerce dışarılarda gezdi. Neler çektim ben bir bilsen? Hayat bana hiç güzel yüzünü göstermedi, hep acı çektim ve kurban rolündeydim işte, of of.
-Bu oğlan sizin görev yaptığınız okuldan mı? Yani öğrenciniz mi acaba? Hı?
Bu sırada kafeteryanın yanındaki Acıbadem Caddesi’nde araçlar kükreyerek geçerken ve gün batımına birkaç saat kala parlayan güneşin kendine has ışıklı köpükleri kadının kumral saçlarına dokunup su taneleri püskürten vantilatörlere doğru ulaşırken ve genç adam hocasının basitçe çarptırılıp uyarlanmış sözcüklerine sıkılmamış gibi yaparken üç masa yan tarafa iki veledi olan bir kadınla beraber kare ceketli kocası geldi. Bu veletlerden biri –sanırım dokuz yaşlarındaydı- hemen yanındaki masada genç bir adamın kıvırcık gür saçlarına yapıştırmış olduğu iri kulaklıklarla birlikte bilgisayarında bugünkü gençlere has derinlikli olmayan bir ciddiyetle odaklandığı ekranda gözlükleri parlarken ve yüzündeki sivilceler daha da belirginleşirken, bir solukta onun sol tarafına geçip masanın örtüsüne asıldı, ayağı kaydı, yere düşmemek için tutunduğu örtüyü oğlanın bilgisayarıyla birlikte bir güzel mermer zemine yapıştırdı, kulaklık çocuğun saçlarını çekiştirip onu inleterek boşa çıktı ve en son düşen şey oldu. Velet ağladı, oğlan sarsıldı aile kahkaha attı, mağdur kıvırcığın özür beklemenin acınası ve hayali beklentiden başka bir şey olmayan gerçekliğindeki kısır döngüsünde, evet şimdi bilgisayar paramparça ve bunu umursayan tek kişi onun sahibi. Ki, bu acı gerçeği tek fark eden kişinin Deriz olduğunu söylememe gerek var mıdır bilemem.
-Şu alt kültürler, demişti Deriz, hocasının olayı fark edememesini hiçe sayarak.
-Ne oldu Deriz? Hı?
-Şimdi şu yan masada olanlar. Geldiler, yozlaştırdılar, yaptıklarından sonra memnun şekilde oturmaya devam ettiler, bir iş üzerinde çalışırken tüm dünyası mahvolan oğlandan özür bile dilemediler ve birazdan üç kuruşluk bencil hayatlarını alıp belki de bir adet daha üremek için en lüks dairelerinden olan evlerine gidecekler; işte o oğlanın ne düşüneceğini, neler hissettiğini, neler kaybettiğini, maddi ya da manevi hasarlarını nasıl telafi edeceğini akıllarından dahi geçirmeden büyük bir bencil ruhtan var olmuş modern çöküşün simgesi durumundaki kişilikleriyle bir sonraki yozlaştıracakları yer için mekan veya bir yandan da kendi gibi olan çevresine sosyal medyadan hava atmak üzere herhangi bir etkinlik seçimi belirleyecekler. Nitelik yok, yetenek yok, vizyon yok, vasıf yok, zeka zaten yok, saygı duyulası tek bir davranış ya da karizmaları yok, ama görün ki para, araba, ev, konfor, aile ve akla gelebilecek her türlü olanaklar onlara tesis edilmiş; okuyanlar, yeteneği bilgeliği vizyonu ve vasfı uluslararası düzeyde olan ‘özellikle’ gençler ise ay sonu vereceği kirayı düşünerek uykularından kabuslarla uyanıyorlar. Yetmiyor aynı gençler liyakatleriyle dolgun maaşlarda çalışması gereken işlere kolayca girebilmeleri gerekirken, rastgele ve torpille oraya buraya oturtulmuş çürüyüp çürüten malum insan yapısının huzuruna çıkartılarak onlardan torpil için dilencilik yapılması zorunlu koşulan bir sistem yaratıyorlar. Oysaki bu solucan tiplerin işte söz konusu gençleri görür görmez hürmet üstüne hürmet gösterip ‘çay kahve ne istersiniz efendim, masanızı temizledim efendim’ gibi yalakalıklarla hadlerini sunmaları gerekir öyle değil mi? Nedir bu tayfayı özel yapan? Neden her türlü olanaklar onların keyfine göre düzenleniyor ve tüm dünyevi maddi manevi güç onların emrine sunuluyor? Bu mantıksızlık, neyin ibreti ve neyin cehennemi? Hı?
Kadın, tutukluk yaşadı. Benzer frekanstan cevap vermek istedi ancak başaramadı. Diğer yandan genç adamın hocasını böyle bir duruma düşürme niyeti asla olmamıştı, öyle ki kendisi samimi bir biçimde sinirlenip içindekileri dışa vurmuştu, ardından,
-Deriz! Söylediğin şeyleri hiç bu açıdan düşünmemiştim doğrusu. Açıkçası derste öğrencilerime senin bana söylediğin şu şeyleri söylemek hoşuma giderdi. Ama şey, nereden biliyorsun ki bu ailenin onlardan birileri olduğunu? / Genç adamın potansiyeline teslim olmamak için öylesine muhalif olmak istemişti hepsi bu.

Bakın, dedi hoş sesiyle, oturuşlarına, oğlana cehennemi yaşatıp hiçbir şey olmamış gibi davranmalarına, çocuklarının etrafa terör saçmasıyla kendilerini nasıl yankıladıklarına, seslerinin ayarlarını yapmadan burayı kapatmışlar gibi rahatlıkta gürültülü konuşmalarına ve görgü bilgilerinin zayıflığına, adamın özgüvensizliğini gizlemek için giydiği zevksiz kıyafete ve özellikle dik ve otokrat durma çabasına, kadının sonradan elde ettiği maddi gücün etkisiyle hareket etmesine, kurdukları az kelime sayılı bozuk cümlelere, kitap okumadıkları her yerinden belli olmalarına vs vs sabaha kadar sayabilirim. Sizce yeterli değil midir?
Kızardı kadın,
-Bütün bunları nasıl görebiliyorsun sen? Harikasın gerçekten. Ben hiç o açıdan düşünmemiştim.
-Ya şu zavallı oğlan, şimdi bakın bir ona, ne görüyorsunuz?
-Telefonuyla oynuyor ve az önceki olanları unutmuş olmalı.
-Yanılıyorsunuz.
-Ne yani, tüm söylediklerim senin için anlamsız mı he?
-Mantıksızlığı düşünüyor, bu tür modern çürümüşlüğün yeni insanlarına karşı savunmasızlığı konusunda kendini sorguluyor, berbat olduğu işlerini nasıl düzelteceğini, yeni bir bilgisayar nasıl alacağını alsa bile yeniden yaptığı iş üzerinde nasıl aynı noktaya geleceğini, aslanın kediye boğdurulduğu bugünkü düzende kendi yerini, kendinin ne olduğunu, o insanların neden özür dilemeye bile tenezzül etmediğini düşünüyor, kötülüğü hissediyor, kötülüğün mağduru olarak zavallıca öğrenilmiş çaresizliği yaşıyor, umutsuz, yenilginin kimden geldiğini bilmek istiyor Tanrı’dan mı yoksa toplumdan mı? Tüm yaşadıkları yaşayacaklarının ufak bir senaryosu muydu bunu bilmek için zihnini zorluyor. İşte yaşadıklarından bazıları, ve siz, orada sadece telefonuyla oynayan birini mi görüyorsunuz yani? / Burada biraz kızmıştı oğlan.
-Hayır hayır hayır, şey, söylediklerini ben de fark ettim yani sen deyince aklıma geldi, her neyse, eski sevgilim hakkında konuşalım, biliyor musun özledim onu.
-Öğrenciniz mi diye sormuştum?
-Hayır tabii ki Deriz! Laf mı bu şimdi? Başka üniversitede okuyor yani son sınıfta işte. / Hiddetle yükselmişti kadın ve başka bir konu açmak istedi.
-Biliyor musun Deriz, ben küçükken çok uyumsuz bir öğrenciydim, annem beni doktora götürdüğünde IQ testi yaptılar ve sıkı dur ha haa, çok yüksek bir zeka seviyesi ortaya çıktı. 
Anlattığı her şeyin doğru olduğuna ikna ettiğini zannettiği kederli bir özgüvenle söylediklerinin onaylanmasını bekledi,
-Babanız bir astsubay, anneniz ise öğretmendi değil mi?
Bozuldu kadın, hiddetli bir kadınsılıkla ve bir şekilde kontrolü ele almak istemesiyle ve bunu başından beri yapamamasıyla ve ikinci bir onay beklentisiyle, bir türlü ele avuca gelmeyen Deriz’e yalvaran gözlerle baktı. 
-Ne yani? Tüm söylediklerime rağmen anlattıklarım senin için geçersiz mi? Bu mu demek istediğin şey? Deriz!
Safsataları sevmiyordu bitnik genç, onun için iki şey önemliydi; bir kadın tarafından yatağa davet edilmek ve bir kadın tarafından başının şişirilmemesi. 
-Bakın, demişti yönetim olarak artık kendisine teslim olan hocasına,
-Annenizin sizi sevdiğini ve üzerinize çok düştüğünü, ayrıca babanızın her konuda destek verdiğini ve en iyi okullarda okuduğunuzu söylemiştiniz.
Kaybeden bir boyun eğmenin verdiği ruhsal ıstırapla ve çaresizlikle onayladı hüzünlü genci,
-Bu durumda anlattıklarınız pek olası değil, demek istediğim bildiğim kadarıyla uyumsuz çocukların acıları ailedeki ilgisizlikle başlar, akranları tarafından zorbalıklara maruz kalır ve bu gerçekten de zorlayıcıdır.
Sinirlerini gizlemeye çalışarak bir sigara yaktı kadın, vahşi bir çılgınlıkla bunu dudaklarının arasında oynatıp içine çekerek kafenin sarı ışıklarındaki dinamik görünen boşluğuna doğru üfledi,
-Senin çocukluğun nasıl geçti peki? / Bu soruyu gayriihtiyarı sormuştu akademisyen, bacak bacak üstüne atıp üstteki ayağını titretmeye başladı,
-Boş verelim. Dedi ve şöyle devam etti, dramatik şeyler yerine daha renkli konular konuşsak nasıl olur?
Bu sırada kadın ona gol atmak ister gibi iyi bildiği konulardan birini yakalamışçasına araya girdi,
-Hadi biraz dram tarihi konuşalım madem öyle. Bak şimdi Antik Yunan döneminde Dionisos şenlikleri yapılırdı, yani bu Dionisos şarap Tanrı’sıydı, o sıralar komedi diye bir şey yoktu tabii ilk çıkan tür dramdı, söylediğim şenlikler parça parça neredeyse çoğu kente yayılmıştı, yarışmalar düzenleniyordu, sonra Thespis diye bir tüccar gelip bu şenliklere üç adede indirgeyip daha da kurumsallaştırdı, sahneye bir oyuncu çıktı, yan tarafta da koro bulunurdu, bu oyuncu şenliğin birinde yaşlı stoacılardan oluşan jüriye laf attı, o jüri de karşılık verince iki kişilik dram böylece ortaya çıkmış oldu. Hem sen tiyatrocusun bunları öğrenmen faydalı olur, aslına bakarsan ben bir sinemacı olarak oyunculuk sanatını ta bu kadar derine dek öğrendim biliyor musun? / Nefes nefese kalmıştı kadın, sigarasını dolgunca şişen göğüslerine çekti, Deriz’den cevap bekledi,
-Anlattıklarınız yanlış değil.
-Nasıl yani? Ne demek bu? Ben kaç yıllık akademisyenim biliyor musun? / Şimdi genç adamdan gelecek ilginç cevapları dinlemenin vereceği ruhsal ıstırapla dudaklarını ısırmıştı.
-Bakın, dedi. Dram sanatı Dionisos’tan öncesine, yaklaşık Neolotik Çağ’a ve belki de öncesine kadar uzanır. Bazı akademik kaynaklar hem dramın hem de komedinin Dionisos türlerinden çıktığını savunur ancak daha fazla sayıdaki bilim insanlarınca Yunan tiyatrosu Dionisos’tan ziyade pagan ritüellerinin bir uzantısı olarak ortaya çıkmıştır. Daha doğru bir deyişle ilkel insanların kutsal törenleri içerik yönünden büyüsel biçim açısından da dramatiktir. Yıldan yıla yenilenen bu tür kutsal törenlere enniatos daimon adı verilmiştir. Dahası dansla desteklenen aynı türün taklitli oyunlarına ise dromenon denir. Ki dram mı daha önce çıkmıştır yoksa komedi mi, bunun kesin bir kaynağı bulunmamaktadır, literatür bilgilerine göre önce dram çıktığı belirtilir. / Derken kadın birden onun sözünü kesti,
-Yeter! Dedi ve kafası ile gözlerini oraya buraya oynattı, ayağını daha da hiddetli salladı, tekrar bir sigara yaktı, içine çekip dumanını havaya üfledi. Ardından,
-Not alabilir miyim tüm bunları, o yüzden kesmek zorunda kaldım seni kusura bakma.
-Tabii ki, önemli değil.
Kadın değiştirdi hemen konuyu,
-Okulda bir araştırma görevlisi var, çocuk genç, bana hasta oluyor, WC’ye gittiğimde bile çıkışta bekliyor, tam bir takıntı haline getirdi beni.
Akademisyen vitesi boşa alıp bayır aşağı doğru salmış gibiydi, bu sırada Deriz gayet sakin, sinir bozucu, sade ve hakimiyetinin bozulamayacağı sonsuz bir çeviklikle kadının hata yapmasına neden oluyordu.
-Kara sevda mı yoksa?
Kadın mutlu olmuştu, Deriz’in bunu samimi söylemediğini biliyordu ama inanmaktan ve neşelenmekten başka çaresi olmayan tutarsız bir aşağılık kompleksiyle kafasını hızlıca salladı, sigarasının külünü tabağa titreterek hızlı hızlı konuşmaya başladı,
-Evet evet evet, hatta gittim rektör yardımcısına şikayet ettim adamı, beni rahat bırakmıyor dedim, inanır mısın bununla defalarca konuştular ama yine de vazgeçmedi ya… (Birden cevap vermeyen Deriz’in gerginleştirdiği ortamda bocaladı kadın)
-Şey Deriz, öğrenciler arasında senin hemen öne çıktığını fark ettim biliyor musun? Sen diğerlerinden daha üstünsün, hemen fark ediliyor bu. Ve arkadaş olduk, ben o kadar mutluyum ki böyle olmasına. Senin gibi genç ve yetenekli biriyle dost olmak bana çok şey katıyor (Burada dili sürçtü) şey, bana iyi geliyor. 43 yaşındayım ve gençlerle arkadaş olmayı seviyorum. 
Akademisyenin uydurmalarını anlamıyormuş gibi yapmaktan yorulmuştu Deriz, kadın en az 50 yaşındaydı, gösterdiği genç oğlan büyük ihtimalle kendi lisans öğrencilerinden biriydi ve onun da yaşı en fazla 21’di (Deriz 33 derken yem atmıştı kadına), akademisyen muhtemelen küçüklüğünde de hiç uyumsuz olmamıştı, ki buna benzer düzinelerce sahte hikayeyi dinlemek bile genç hüzünbazın masada hocasına duyduğu saygıyı azaltmamıştı, çünkü o kadın da insandı ve tüm yaptıkları için geçerli sebepleri vardı, belki de tüm bunları gözlemleyip hocasına karşı duyduğu saygıyı azaltmaması kadının kendini kötü hissetmesine neden oluyordu. 
-Gençler sizi bayağı beğeniyor olmalı, dedi erkek başka bir sigara yakarken ve hafif botoksla yukarı kaldırılmış hocasının dudaklarına alıcı gözlerle bakmaya çalışıp bunu başaramayarak. 
-Ben doçentim Deriz! Bir karizmam var değil mi? Şeklinde cevap verdi karşıdaki, artık konuşurken sesi titremeye başlamıştı, bunu belli etmemeye çalışıyor, öyle de olduğunu sanıyor ama karşıdaki de bu maksadı yutuyormuş gibi yapıyordu. 
-Günümüzün modern ama dünyadan bir haber tarzdaki erkeklerin yaşları küçük olanlarına karşı özel bir estetik zevkiniz de olmalı. Belki cinsel bir doyumsuzluk, belki kendini iyi hissetme hâli ve belki de daha genç olmanın bir başka yöntemi. Ve unutmayın erkekler tehlikelidir, onlarla tanışmadan önce davranışlarındaki olumsuz ipuçlarını gözlemlemek sizi birçok açıdan kötülüklere karşı korur. 
-(Oğlanın son cümlesini duymazlıktan gelerek o esnada çantasıyla ilgilendi) Belki de doğurganlık güdülerimle alakalıdır, hiç çocuk sahibi olmadım, ki zaten bir kez evlenip boşandım, eski eşim bir yönetmendi, narsist bir erkekti, beni eve bile kapattı biliyor musun?
Deriz, kadının hikayeleri ortaya karışık sentezleyip uydurarak anlattığının farkındaydı, ki az önce bunu yapan kişinin genç fuckbodylerinden biri olduğunu söylediğini unutmuştu kadın.
-Eğer hikaye tam olarak anlattığınız gibiyse, yani söylediğiniz şeyi aynen böyle baza alırsak, neden yaptı bunu? Durduk yere mi?
-Evet 
-Entelektüel bir yönetmen, durduk yere sizi bir yere mi kilitledi yani?
Kadın, zihninin okunduğundan vahşi bir öfkeyle rahatsız oluyor, dişlerini sıkıyor ve karşıdakini denetim altına alamadığı her saniye ona teslim oluşunu acınası bir katılıkla duyumsuyordu.
-Ben yalancı mıyım sence? 
-Bilmiyorum, belki de.
-Siz tiyatrocular her şeyi bildiğinizi sanıyorsunuz.
Akademisyen, manipülasyon taktiklerini büyük bir amatörlükle sürdürmeye çalışırken başına geleceklerinden habersiz bir biçimde özgüvenini korumaya çalışıyordu.
-Öyle bir niyetim olmasa da, evet haklısınız öyleyiz, çünkü biz sizlere doğru yaşamı gösteren kişileriz. Mesela siz bir sinemacısınız öyle değil mi? Benimle sinema üzerine konuşmak ister misiniz? 
-Hayır istemem, çünkü şimdiki konumuz iş değil, aşk meşk anlarsın ya. Ha haa. Sen de hiç şakadan anlamıyorsun ya. Kadın artık çenesini kasarak gülmek zorunda kalır durumda içten içe hıçkırıyordu. 
-Öyleyse gerçek tiyatrocular her şeyi bilmese de sizlerden daha çok şeyler biliyormuş değil mi?
-Evet, ah dur şey, neyse ya geçelim bu konuyu artık, beni geriyorsun Deriz, unutma ki ben senin hocanım. 
-Ben öğrenci saymıyorum kendimi, siz de saymayın.
-Tamam tamam şimdi burada iki arkadaşız, biliyor musun senin en son çıkan kitabını okudum, kalemin muhteşem, şey, sen de benim kitabımı okur musun?
-Teşekkür ederim, tabii okurum, ayrıca şey, nasıl buldunuz eseri, görüşlerinizi merak ettim.
-Bilinç akışı tekniği kullanmışsın, inanılmaz şekilde ilerliyor, gözlerimi ayırmak istemedim hiç açıkçası.
-(Deriz, bilinç akışı tekniği gibi kavramları umursamazdı ama bu kavramı biliyordu, ki her zamanki iflah olmaz alaycılığıyla çok ciddi görünüyordu) Bilinç akışı tekniği de ne demek?
-Ha haaa, bak bilmiyorsun işte, hem de bunu bilmeden yapmışsın, Kadın düşürüldüğü durumun farkında değildi, genç adam çok profesyoneldi, kadının yapacak hiçbir şeyi yoktu.
-Ne güzel ne güzel, bakın bana bir şey öğrettiniz işte. 
-Tabii ki öğreteceğim, ben senin hocanım unuttun mu? / Kontrolü hocasına vermiş gibi yaptı bitnik kaçık. Bu sırada kadın yırtmaçlı eteğinin arasındaki hoş bacağını okşuyordu ara sıra, ama öbürünün aklından geçirmek isteyip de pek başaramadığı onunla cinsel ilişki düşüncesi, şimdilik olumsuz yöndeydi. 
-Bence diğer hocalara göre daha aydınsınız. Size her ne söylersem hiç yadırgamıyorsunuz, bu hoşuma gidiyor.
-Sağ ol Deriz. Evet öyleyim. Kendimi çok geliştirdim, sürekli okuyorum, yazıyorum. Şey bak bir romana başladım, ah dur dur, giriş bölümünü sana göstermeme ne dersin? Yorumlasana hadi, senin gibi kıyı edebiyatçısının görüşleri benim için büyük bir eğitim sayılır (Yine dili sürçtü) ah şey, her neyse  al bak. (Telefonunu çıkarıp bir yerlere girdi, öbürü telefonu tasasızca eline alıp büyük bir ciddiyetle giriş bölümünü inceledi)
-Kaleminiz fena değil (Buna inanarak söylememişti, ki inanmadığını belli ederek sadece nezaket olsun diye bu şekilde belirttiğini yansıtmıştı ona) şey hocam, giriş sahnesi de olsa her sahne bir önceki yaşanmışlığın devamı olmalıdır, ayrıca her şey çok düz ilerlemiş gibi, düşünün ki bakkala gittiğinizde bile hiçbir şey sıradan ilerlemez, ya dangalağın biri korna çalar, ya kedi ölüsü görürsünüz ya da cüzdanınızı evde unutursunuz, gerçek yaşamdan bağımsız olmamalı profesyonel bir yazı. 
Kıpkırmızı olmuştu kadın, aslında oğlan bunları onu incitmek için değil, gerçekten faydalı olmak için söylemişti, ancak karşıdaki apar topar telefonunu ondan geri aldı ve konuyu büyük bir hızla değiştirdi,
-Senin aşk hayatın nasıl?
-Berbat
-Neden?
-Canım cinsel ilişki istiyor fakat bir kadın bulma konusunda zahmete girmek istemiyorum, çünkü çoğu çok kibirli ve yorucu.
-Haklısın, erkekler de öyle.
-Erkekleri bilemem ama kadınlar dürüst ve samimi erkekleri sevmezler. 
-Sen dürüst müsün ki? / Kadın açık arıyor gibiydi yine.
-Ben kimseye duygusal hasar bırakmak istemem, değer veririm ve niyetimi söylerim.
-Benimle ilgili niyetin nedir?
-Cinsellik yaşamak ister miyim diye düşünüyorum sizinle, ama ortadayım. / Oğlan yine bilerek açık vermişti ona ve bunu yapmak istememesine rağmen bir şekilde sürekli tuzağa düşürüyordu.
-Ha haa, ben seninle istemem ki böyle bir şey, sen benim öğrencim ve küçüğümsün. Çekici bir erkek misin evet, ama tipim değilsin. / Kadın balık gibi yutuyordu her şeyi ve düşürüldüğü durumu fark edemiyordu. Ki Deriz bunu ona neden yaptığını bilmiyordu, büyük ihtimalle onun ikide bir açık araması huylandırmıştı kendisini.
-Samimi olduğunuz için teşekkür ederim, bence de siz daha yakışıklı erkeklere layıksınız zaten (Zarif küstahlıklar yapmaya başlamıştı Deriz), 43 yaşına rağmen genç gibi görünen, doçent olmuş ama hâlâ eleğini asmamış, genç erkeklerin cinsel obje yaklaşımlarına karşın bunu umursamadan büyük bir özgüvenle olumlu karşılamanız, yaşıtlarınızın belki de torunları olmaya hazırlanırken sizin gencecik frekansta takılmanız bence çok cömert bir duruştur, örnek bir davranıştır ve yüksek yoğunluklu bir anarşizmdir (Deriz bunları söylerken ironik tutumdan özellikle kaçıyor, hayatın içindeki başkalarının yadırgayacağı bir gerçeği olduğu gibi kabul ediyormuşçasına karşısındakini yücelterek söylüyordu, ki kadının da bu arada kalan hakikatten ötürü kafası karışıyordu doğal olarak), evet siz mükemmel bir kadınsınız, karizmanız aykırılığınızda yatıyor, herkes gibi olmaktan nefret ediyorsunuz (Onda gerçekten de olmayan özellikleri sıralarken kadını buna inandırıyordu) kampüste bile denginiz yok, buna en büyük kanıt bir öğrencinizle şimdi burada oturup her türlü konuyu konuşabilmenizdir öyle değil mi (Gözlerini, özgüvensiz şekilde bakışlarını kaçıran hocasına özellikle dikiyor, ikna edici bir ses tonu ile kelimeleri özenle seçip vurguluyordu).
-Evet öyleyim teşekkür ederim, dedi kadın, ses tonunu tok tutarak cümlenin sonunu vurguladı, içgüdüsel olarak bir şeylerin ters gittiğini hissediyordu ancak kendini her şeyin yolunda olduğuna bir şekilde inandırdı. Ve işte bundan sonra saldırıya geçmek istedi.
-Bak, dedi. Bence sen çok bilmiş biri gibi davranıyorsun, hocan olarak konuşuyorum sana, her ne kadar doğal halinle bu itici olmasa da bence düzelt kendini, mesela bazı davranışların bu konuda haklı olduğuma dair ipuçları veriyor (Sohbetin başında Deriz’in tespitli sözlerini kopyalayıp yine ona yapıştırdığının farkında değildi, ki oğlan bunu anlamamazlıktan geliyordu)
-Ölüm hakkında neler biliyorsun? Şeklinde devam etti kadın, sigarasını hararetle içtiğinin farkında değildi, çantasından bir parfüm çıkarıp sıktı kendine, bu hoş koku masaya süzüldü, saçlarını karıştırdı, gözlerini kamaştırıp gence dikerek dik duruşunu göstermek istedi, garsonlara kibar davrandı, arka masadaki başka kadından çakmak isterken farkında olmadan Deriz’in ses tonunu taklit etti ve bacak bacak üstüne atarak seksiliğini oğlana göstermeye çalıştı.
-Hiçbir şey.
-Beni küçümsüyorsun Deriz.
-Ölüm hakkında hiçbir şey bilmediğim için mi?
-Seni yatağa atmayacağım.
-Ben öyle bir talepte bulunmadım zaten ama.
-Ne yani ben seni evime davet etmek istersem buna hayır mı diyeceksin? Beni beğenmiyor musun?
-Tehlikelisiniz.
Hoşuna gitmişti kadının bu söz, gizemli bir söz duymayı olumlu yönlerine yormuştu.
-Roman karakterlerin çok çapkın, sen de mi öylesin?
-Hayır.
-Yalancı.
-Aslında yirmi üç yaşımdaki hızlı hayatımı andırıyor olabilirler ama şimdi en son seksimi bir ay önce yaptım.
-İnanmıyorum.
-Neden?
-Cinselliğe aç erkekleri hemen fark edebilirim, sen çok toksun.
-Belki size öyle görünmek istiyorumdur. Aslında kadınların kibirli oluşları beni ilgili kadın kimse ondan soğutuyor, gelişmemiş ülkelerdeki kadınların genelinde doğal bir reaksiyon aslında bu, yani çoğu örtük narsist olarak yetişiyor, haklılar tabii, genç olduktan sonra dangalak erkek tacizleri hayatlarının her alanında onların yakasına yapışıyor ve bir süre sonra seçen kişi olduklarını fark ediyorlar, tüm erkekleri ayırt etmeden aynı kefeye koyuyorlar. Bu kolaycı tavır da onları doğru erkeklerden soyutluyor hepsi bu.
-Suçlu kim bu durumda kadınlar mı erkekler mi?
-Erkekler.
-Hep yalan söylüyorsun bana.
Bu sırada akademisyene bir telefon geldi, açtı, gerek yokken bağırdı çağırdı azarladı ve büyük bir öfkeyle suratına kapattı karşıdakinin.
-Ah, kusura bakma.
-Sizi hiç böyle gergin görmemiştim.
-Gergin değilim ben tamam mı. Şey, bence senin içinde inanılmaz bir kin var. İntikamcı biri gibisin.
-Asla.
Bu sırada kadın birden sigarasını masadaki küllüğe bastırdı, saldalyesini oğlanın yanına koyup ona sıkıca yaslandı, dudaklarına asıldı, ıslatıp ısırdı, onun penisini sıkıca kavradı, aynı elini sert bir baskıyla göğsüne doğru gezdirdi, gencin elini kavradı ve kendi bacaklarında gezdirtti. Çevredekiler olanları göz ucuyla izliyor ama umursamıyorlardı, az önceki şimdi burayı terk eden malum aile dışında modern gençlerden oluşan bir müşteri yapısı vardı kafeteryanın. Deriz pek şaşırmış gibi görünmese de biraz heyecanlanmış ve utanmıştı. Çıktılar kafeden, tek tük arabaların geçtiği uzun caddede yürüdüler, çöp konteynırlarından taşan çöpleri, onların üzerinde yiyecek arayan kedileri görebiliyorlardı. Hava nemliydi, ikisi de yazlık kıyafetlerleydi, kadın kafede olanlar konusunda daha az utangaç görünüyordu, oğlansa bir şekilde çekingendi, sanki sohbetteki ürkütücü özgüveni şimdi yerini hüzünle heyecanlanan genç bir erkeğe bırakmış gibiydi. Akademisyenin apartmanının önüne kadar yürüdüler. Gece saat yirmi dört sularıydı. Hiç konuşmuyorlardı, oğlanın zihni kaos doluydu: Eve birlikte girdiler. Kadın çocuğun önünde soyunup duşa girdi, öbürüne de aynını yapmasını salık vermişti. Aradan geçen üç saatin sonunda kırmızı loş ışıklı geniş yatak odasında sperm dolu peçeteler rastgele etrafta beyaz şekilde parlıyordu, beyaz çarşaflı yatağın ince örtüsü ve her bir yanı kırışık, ıslak ve kadının kırmızı iç çamaşırı da bazanın ucunda takılı kalmıştı. İçi lakır lukur ıslak olan dört adet kondom kapının dibine doğru fırlatılmıştı ve yatak odasının gardırobundaki iri aynada çırılçıplak şekilde odanın kalorifer peteğine sıkıca bağlanmış Deriz görünüyordu. Baygındı, sanırım uyuduğu sırada başına bu gelmişti. Kadın, yeni bir iç çamaşırının üzerine altın renginde ince ve diz kapaklarına kadar uzanan bir salaş elbise giymiş, sağ elindeki penseyle oğlanın çenesini sol eliyle kavramış onun gözlerinin içine nefretle bakıyordu.
-Şimdi sana göstereceğim kim olduğumu! Dedi kadın, nefret dolu gırtlaktan çıkardığı gürültülü bir sesle.
-Yapmayın, dedi Deriz, buna gerek yok, sizi hapse atarlar.
Küstahça gülümsedi akademisyen,
-Küçüklüğümde köye gitmiştik, bir tarlada masum bir kelebek görüp peşine takıldım, dört defa avucumdan kaçırdım ama çok eğleniyordum ve en masum halimde gülücükler savuruyordum, sonra bir an geldi, kelebeği tuttuğum gibi paramparça ettim! Bağırdım çağırdım ve saçlarımı yoldum.
-Burada bağırırsam komşular polis çağırır ve çirkinlik yaşanır, şimdi beni çözün ve hiçbir şey olmamış gibi basıp gideyim buradan.
-Herkes yaz tatili için bir yerlere gitti, yani seninle benden başka kimse yok burada, istersen bağırabilirsin, sen bilirsin.
-Neden yapıyorsunuz bunu?
-Çünkü senin gibilerden nefret ediyorum, eski kocam da çok aşağılardı beni, hor görürdü ve kendimi iğrenç hissettirirdi.
-Ama ben böyle bir şey yapmadım ki.
-Kes sesini.
Kadın, penseyi kavrayıp gencin penisini ortadan ikiye böldü, yarıya inen bu organın ucundan kan çeşmesi fışkırıyor, buna maruz kalan kişi gözlerini en son dehşetle gererek avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Sonra dudaklarını parçaladı aynı aletle, ardından burnunu ve kirpiklerini de… Korkunç bir görüntüydü bu, dehşet içindeki bir korkuyla gözlerinden ve kopan organlarının yerinden taşıp fışkıran kanların boynundan aşağı süzülmesiyle hıçkıra hıçkıra ve titreye titreye inliyordu Deriz. Bütün bedeni loş kırmızı ışık altında titreyerek bir tür humma geçiriyordu. Ve kadın, büyük bir kibirle gülümsüyor, bir sigara yakarak onu içine çekip tavana doğru üflüyordu… İşte Deriz’in zihnindeki kaoslar bunlardı, elini uzattı apartmanın önünde hocasına, hocası da nazikçe ona, iyi geceler dilediler birbirlerine ve Deriz, elindeki bez çantasından şapkasını çıkarıp giydi, telefonunun saatine baktı ve sıradan bir yürüme temposuyla gecenin kayıp boşluklarında ıssız evine doğru hüzünle yürümeye başladı, yirmi bir gün boyunca hocasını en derin kederle özlemiş ve bir daha onu hiç görmemişti…

11.10.2024/Ahmet Ünal/Gloria Cafe

    • • •