Hararetli Mesajlaşmalar

Yapacak bir şeyim yoktu, ilk akla gelen eski kadınlarımdan birini aramalıydım, bunu asla yapmazdım ama biraz esneme hakkım olduğunu düşündüm, iyiydi böyle düşünmek, kolaya kaçıp biraz rahatlatıyordum işte, ama yanlıştı sonuç olarak, içgüdülerim yapma diyordu fakat biyolojimse canı cehenneme, kafedeydim, çay içerken genç kızların bana bakışını fark ettim, çaba gerektiriyordu, ayıracak enerjim yoktu, bana kız değil anne lazımdı, Elifnur’a yazdım, ağlayarak engellediği engelini engelledikten bir hafta sonra kaldırmıştı,
“Elif,”
“EFENDİM”
“Neredesin, Anadoluhisarı’na gelir misin, senin tarzın bir kafe var burada.”
“Üç yıl, altı ay, on iki gün sonra niye yazdın, kadın mı bulamadın?”

O anda içsesim tamamen hayatın gerçek ama belli bir yerinden bakan, hafif düzeysizdi: (Anlamıştı kadın bulamadığımı, sıradan kadınlara kadın bulamayınca iletişim kurarsanız, hemen anlarlar, bunun katmanlı karmaşık nedenlerini analiz edemezler, biraz sıra dışı düşünüp farklı şeyler yaparak şefkatli olmak yerine ve hayatın birbirine birçok bağlı nedenlerle örülen çapraz kaymasıyla kendilerine normalde iyi erkeklerden gelmesi zor bir talebi kabul edip saygınlıklarını hissetmek, onun sonraki dönemlerinde vefalılığından yararlanmak ve biraz vasat dünyadan sıyrılıp talebi tatlı bir fırsat olarak görmek yerine, genellikle bunu kendileri gibi basit olan erkeklere benzer yaklaşarak kurnazca ego korumasına bağlarlar, zaten her koşulda, her dönemlerinde, her yaşlarında kendi kendilerini zincirledikleri şey onlara asla değer vermeyecek basit erkeklerdir, sonuç olarak sürpriz şekilde iyi erkekler kendilerine basit erkekler gibi davranmış bile olsa, olumlu tutumları onlara bir şey kaybettirmemiş olur, yaşamlarında bir veya hiç denk gelmeyecek iyi erkeklere karşı mantıksızca kaba tutumları karanlık labirentlerinde kör olmalarından ileri gelir.)

“Konuşuruz ya, atla gel işte, yarın çalışıyorsun sanırım.”
“Bak Ahmet. Bana, kadınlığıma, kaldıramayacağım kadar ağır şeyler söyledin, seninle cinsel ilişki için görüşüyorum siktir git başımdan, dedin. Bu ne demek biliyor musun sen?”

Tek taraflı gibiydi suçlamaları, o dönemde karışıklıklı bir kavgada söylediklerimi taşa çivi yazısıyla işlemiş gibiydi.

“Durduk yere hakaretlerin ve küfürlerin öyle bir tavra karşılık gelmişti. Yâni hak etmiştin. Birbirimizden özür dileyip konuyu kapatabiliriz, ikimiz de suçluyuz.”
“Yook, öyle yook. Bak Ahmet, sen benimle olmadığında çok iyi bir çocuksun ama değişmiyorsun, enerjilerimizde bir sorun var, uyuşmuyor, senin enerjin bana değişik geliyor, çekici, yüksek, aynı zamanda kavga etmemize sebep bir bir şey, tam anlayamıyorum.”

“Sürekli negatif ve suçlayıcı olmak iyi değildir, dilersen yapıcı olalım.”
“Derdin beni ezmek değil mi? Sen hemen kadın bulabilen birisin, neden yazdın bana, doğruyu söyle.”
“Özledim.”
“Palavra.”
“Neden gelmiyorsun, uzun uzun konuşuruz.”
“Arkadaşıma sözüm var gelemem. Hisar’da ne işin var, sürekli taşınıyorsun, sonraki evini takip edemiyorum artık.”
“Beni seviyorsan gelebilirsin.”
“Haha, sevmek mi? Neden bu kadar eminsin? Yıllarca yok ol, şimdi seviyor muyum. Geçti canım geçti.”
“Duygular ölmez.”
“Gelemem. Arkadaşıma sözüm var.”
“Israr etmek istemiyorum ama arkadaşına durumu kibarca anlatıp sözüne ne kadar sadık olduğunu kanıtlayabilirsin. Anlasana, ihtiyacım var sana, sarılalım gel.”
“Gelemem.”

(Bir süre sonra yine yazar)

“Sen şunu şöyle, neden yazdın yıllar sonra? Hakaret etmek için mi?”
“İster inan ister inanma, özledim sadece. Bana basit erkek muamalesi yapıyorsun. Benli dünyan biraz daha renkli değil mi… Çok yoruldum, başım ağrıdı, numaran ne, arayayım.”
“Buradan konuşalım, şarjım yüzde on altı.”
“Çok mu meraklı olduğumu sanıyorsun numarana.”
“Yüzde on altı şarj Alla Alla. Hafta içi Kadıköy’e gel, orada görüşelim.”
“Boş ver ya, Elif, yazmamalıydım.”
“Hoşça kal.”
(Cevapsız)

Hangi taraf empati yapamıyordu, bilemiyordum.
–

Ahmet Ünal | 27 Eylül 2026 | 18:58 | bizler, insanlar, hep böyleyiz işte.

    • • •