
Pislikler Kulübü
Ormana kaçtı O. Manyak gibi yağmur akıyordu gökyüzü beyazından. Ağaç yapraklarına tokat gibi iniyordu sanki damlalar. Toprak ve dal kokuyordu etraf. Kara bulut gölgesi altında ağaç dipleri keskindi, evi terk etmiş bir veledin bağımsızlık duygusunu andırıyordu acısı biraz dinerken O’nun. Dalların ıslaklığı çıplak kadın gibiydi biraz. Beş altı ağacın arasına daldı ve çamura batmış krem rengi pantolonuyla diz kapakları üstüne çöktü, ıslaklığı hissetti sonra o bölgede. Islak ön saçlarından yere damlacıklar saçılıyordu, eğikti boynu çünkü, gök gürledi, bir iki üç ve bir kez daha,
-Bıktım. Senden, senden ve senden de. Neden kötü olmakta ısrar ediyorsunuz? Neden ahlaklı değilsiniz? Neden zaralısınız? Neden kıskançsınız? Neden arıza çıkarıp duruyorsunuz? Neden mutlu insan görmek istemiyorsunuz? Neden farklı insanları yok etmek istiyorsunuz? Neden sevgisizsiniz? Ve sen? Neden işin gücün zorbalık? Biliyor musunuz geçen gün yaşlı bir adam gördüm hastanede, yatılı yere uzanmış kimsesiz şekilde ölmeyi bekliyordu, korkunçtu durumu, korkuyordu, gözleri delice büyümüştü, dehşet içinde hemşirelerin saygısızlığına tahammül ediyordu, ölmek üzere diye kimse ciddiye almıyordu onu, röntgen için makinelere götürülür ama teknisyenin canı istediği zaman işi biterdi, kendisi de buna katlanmak zorundaydı, ona sevgi, şefkat ya da saygı gösteren tek kişi yoktu, sinek bile, bir tür ilahi cehennem yaşıyordu, bense elimi yaralamış onun yatak yanına oturtulmuş elimin sarılmasını bekliyordum, bana baktı, iyi biri olduğumu hissetti, yüzüme baktı tekrar, hüzünlüydü, kurtarıcısı benmişim gibi hissediyordu, korkak bir ses tonuyla merhaba dedi bana, cevap bile vermedim, çünkü bu boka düşmeden önce hissettiği şeyleri hissettiren kişilerden biriydi bana, zaten elim de onun hastaneye düşmemişlerinden biri yüzünden bu hale gelmişti, nefretle baktım, bıraksalar onu öldürebilirdim hatta belki, aklınız başınıza böyle durumlara düşünce mi gelmeli? Empati yeteneğini dönüşsüz bir boka batınca mı kazanmanız şart! Duygularım, kız arkadaşlarım, komşularım, akrabalarım, doğduğum ülkenin hepsi; beni boynuzlayıp duruyorsunuz! Ne istiyorsunuz benden? Bedeninizdeki geçmişin mide kaldırıcı tüm pislikleri masum bir maskenin zayıf korumasıyla saklanmış sanıyorsunuz, tüm o pislikler, dedikodular, iftiralar, katil içgüdü, yalanlar, ikiyüzlülükler, ihanetler o bedene nasıl sığmış, işte bu kocaman bir başarıdır sizin için. Rahat bırakın beni! Yağmur ana! Lütfen pislikler beni rahatsız edemesin, lütfen onları bunu yapmak istediklerinde böceğe çevir! Yalvarıyorum sana Yağmur ana! Bulutlar! Size de yalvarıyorum! Yalnızım işte! Ruhsal benzerim yok! Dayanmakta zorluk çekiyorum! Lütfen doğa ana! Hadi lütfen! Kırma beni ne olur, gök gürlet tamamsa? (Gök gürlemez). Gördüğüm, tanıştığım ve hayatına dokunduğum herkes benden bir parça alıyor doğa ana! Neden? İki gün önce genç bir adam gördüm, kalabalığın içinde sigara içerek yürüyordu, caddeydi, izmaritini kedi su kabına atmıştı, suçlu olduğunun ya da olması gerektiğinin farkında bile değildi, ya da umurunda bile değildi hiçbiri, nasıl olsa tüm kalabalık kendi gibiydi, olan kedilerle benim sinirlerime olmuştu, neden? Beni duyuyorsan gök gürlet yağmur ana! (Gürlemez gök). Sabahtı, otobüse binmiştim, tıklım tıklımdı üstelik, korkunç bir koku geldi burnuma, bağırdım otobüste, sabahın köründe bu görgüsüzlüğü kim yapar ki diye, kimse tepki vermedi, kimse rahatsız olmadı, kimse kokudan memnuniyetsiz olmadı, yağmur ana, lütfen, kurtar beni insanların içinden! Yalvarırım, bak, şaka değil yağmur ana, ciddiyim ya, şuraya bir baraka yapsak da olur, tamamsa bir gök şeyi gönder (Gürlemez gök). Boğuluyorum! Bunalıyorum! İmdaaat!”
Bu sırada hava kararır hafif. Dehşet verici bir şekilde siyah bir leopar O’nun uzerine atlar.
“İyi misin aşkım? Çığlık attın, iyi misin? Hey, sana diyorum.”
Uyanır sonunda O.
“Şey, yok bir şey. Sıradan bir rüyaydı işte. Hadi dön.”
“Çapkın şey seni, tamam.”
***
Ahmet Ünal/00:11/2025 Aralık 24/Rahatlayın
• • •