İnternet Dolaşımında Sürekli Gezen ‘Ay’dınlar Üzerine

Her Topluluğun Önüne Çıkarılan Kişilere Yönelik Hoş Bir Yazınsal Gerçeklik

Sorun şu ki sayın sevgili seyirciler pardon okuyucular; insanlar genellikle iki kelimeyi bir araya getirme yetisini başlangıç düzeyinde bile edinir hale geledursun, ardı ardına hiç durmayan bir pinpon topu gibi saatlerce konuşmak ve kendini bu sayede değerli hissetmek isteyebiliyor. Ne ki ele alacağımız yapıdaki kişilere ilişkin genel bir değerlendirme yapacak olursak; olduğu yaşa kadar özgüven eksikliği, korkaklık, kendini olduğu gibi kabullenememe, hayat süresi boyunca bir kez dahi yıkıcı riskler alamama, saygı ısmarlayınca -gerek ona laf olsun diye gerekse de vasat oldukları için samimi karşılık verenler- yüzünden kendini yaşam boyu haksızca bastırılmış ve bunun şimdi ortaya çıkması gereken bir volkanik patlama olduğu irrasyonel zehaplıklarıyla birlikte o ekran senin bu sosyal medya benim izleğindeki yoğun bir tempoyla başlıyorlar kendi geniş olmayan seviyesinin sınırları içinden öğütler vermeye… “Fazla empati iyi değildir, kendini ezdirme, fazla sevgi hatalıdır, konfor sınırlarını asla aşma, baş kaldırma, kuru fasulye ye et de neymiş, karşıdaki güçlü değilse anlayış gösterme” gibi sıkça kullandıkları bu korkunç, amatörce tümce ve cümleler, cellat olsa bile kendini sürekli kurban sanan sosyal seviyesi düşük çoğunluktaki insanlar için toplumdaki çürümeyi hızlandıran yıkıcı etkiler getiriyor (Bu sosyal seviyesi düşük insanlar arasında akademisyen, doktor, öğretmen, mühendis, pilot gibi unvanlarda yer alan kişiler de çoğunluktadır), belki de hayatında bir kez olsun hakikati kendi başına çözüp görememiş bir insan için (Maalesef çoğu insan ömrü boyunca irrasyonel yaşıyor) bu tür duyumlar onun kendi yüzünden hatalı olduğu özel veya sosyal ilişkilerinde kendi eksikliğini karşısında görmesini pekiştirmekle kalmıyor, iyiyi kötüyü söyleyecek insan bağlamındaki ayırt edici kavrayış yeteneği neredeyse hepten yok oluyor. Kendi sözgelimi olumsuz niteliklere sahip olmasına karşın sosyal becerisi düşük insanların, “Empati yaptım da ne oldu bana kazık attı bak profesör de aynı şeyi söylüyor, değer verdim sonucunu gördüm işte bak doçent de aynısını dedi, sevdim dövüldüm, iyilik yaptım kötülük buldum” gibi mikropluğuyla zehirlediği insanlara kendine söylenmesi gereken her şeyi bu biçimde asıl masumlar için söyleyebiliyor, buna inanıyor ve kötülük yapmaktan keyfalmaya başlayabiliyorlar. Tabii ki sürekli gezip duran kısa veya uzun anlatı videolarda çok değerli, işine ve o alana bağlı konularda derinleşmiş konuşmacılar, profesörler sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek olsa bile varlar, ancak söz konusu istisnalar dışında neredeyse tüm medya şu anda serimlediğim özellikteki konuşmacılardan oluşuyor demek daha doğru olacaktır. İletişim (Özellikle medyada) sadece süslü cümleler kurabilmek, kişisel gelişim dedikleri kitapları okuyup ezbere konuşmakla sınırlı olan bir olgu değildir, büyük bir bilinçle nerede neyi nasıl ne şekilde konuşmakla ve gündemi, toplumu-onun yapısını, ağzından çıkacak sözlerin kimlere ve nasıl anlayacağını bilmekten, hâkim olmaktan ve sanatçılardan-yazarlardan rol çalmadan, elli beş yaşında kitaplardan yeni öğrendiği birtakım yaşam teorilerini sokaklarda Bukowski gibi öğrenmişçesine davranmamaktan geçer. İki gün önce maruz kaldığı bir davranıştan daha yeni öğrendiği bir bilgiyi, kendi gibi tüm toplumun da benzer bilinç seviyesinde olduğu sanısıyla ve  bu davranışı ona öğreten sözde vefasız insanın da yine tüm toplumun maruz kalacağı şekildeki öbür insanı temsil ediyormuşcasına kendi kurgusunu bir düzleme koyup herkese eşit dağıtan bir tutum getirerek “Fazla empati iyi değildir, çok sevmeyin, çok yüz vermeyin” gibi sözleri cömertçe söylemek çok büyük bir amatörlüktür. Eğer ekranda bu tür kavramları kullanan kişiler görürseniz derhal ekranı değiştirmenizi öneririm. Onun yerine, “Empati yapın, sevin, paylaşın, hoşgörülü olun, hataları ve kusurları örtün” gibi söylemler toplumlar için daha sağlıklı olacaktır. Toplumun medyada bu açılarla yönlendirilmeye ihtiyacı vardır, altmış yaşında saçlarını liseli gibi geriye yatırıp ekonomik konfordan haz duyguları gençliğindeki gibi depreşen birtakım vasat emekli profesör veya benzer kişilerin kişisel saygı görme egoları için aklı yerine ağzına geleni konuşmasını duymaya değil… Ayrıca bu tür tehlikeli söylemler ille de söylenmek isteniyorsa, genelleme yaptığım konuşma tarzı yerine, üstüne alınmaması gereken insanlara bunu yüksek bir iletişim becerisiyle yoğurarak aktarmak daha sağlıklı olacaktır, ki benim analizini yaptığım konuşmacıların hepsi de bu tür bir beceriyi denese bile yerine getiremeyen ve tamamen zararlı tek bir yönden amatörce konuşan hem oldukça popüler olanlara hem de sık sık ekranda görünen kişilere yöneliktir. Öte yandan her söylemin yeri kendine has bölgesinde ağırdır, örneğin bugünkü edebiyatımızda, tiyatromuzda ve belirli stigmatik karizma sanatçıların güdümünde güzelce ışıldayan (Cem Yılmaz, Nuri Bilge Ceylan gibi) sinemamızda ise söylediklerimin zıttı şeklindeki içerikler (Eleştirel, aykırı, bireylerin toplumlar tarafından zarar görmesi vs) daha doğru olacaktır, böylece sözün, konuşmanın, projenin, sanat ürününün kime, kimlere hitap edildiğinin sorumluluğuyla birlikte kendine toplum yönlendiricisi görevini tanımlayan insanların neyi nerede nasıl konuşacağına bu yönden açılarak karar vermelidir. Sokaklar mahalleler caddeler ve neredeyse tüm toplu alanlar âsi, kavgaya hazır, her an saldırabilecek, kişiliğini önemsemeyen bir kediye bile zarar vermeye hazır insanlarla dolup taşmaktadır, bugünkü ilerleyen teknoloji ile buna entelektüel açıdan ayak uyduramayan insanların aradaki dengesizlikte bocaladığı, yeni değerler, ilkeler ve kurallar aradığının farkında olmadan geleneksel değerlerin yönlendirici rahatlığı içinde neden mutsuz olduklarını bilememenin bilinçdışı öfkesine direnemeyip neredeyse bir kafeye girerken bile saygı duyulmak pahasına kin patlaması yaşayarak yalvarır hale gelmiştir. Öğretmenleri, akademideki (Sanat bölümlerini ayrı tutmak gerekir) hocaları, kendi ve sınıf arkadaşlarının şahsına münhasır irrasyonel dünyasındaki dev benlikleri ve bu benliklerinin içinin bir türlü dolamaması sonucu, pimi çekilmiş bir bomba gibi dolaşmaktadır insanlar. Böylesine vasatlığın hakim olduğu bugünkü güzel ülkemizde, söz konusu betimlenen insanların bir devamı ile profesör, doçent olmuş kişilerin ekranlarda çok daha dikkatli konuşmaları zorunludur…

Ahmet Ünal/03:56/Ev/27.12.2024

• • •

    • • •