
İnmunların saatleri
Dehşete kapılıyorum. Özellikle son bir buçuk senedir akşam 22:00’dan sonra İstanbul’un en nezih semtlerinde; Anadoluhisarı, Rumelihisarı, Beşiktaş gibi yerlerde ve çoğu yerlerde, ehliyetsiz motosikletli gürültülü gruplar ve ehliyetsiz lüks arabalarla hız yarışı yapan (dün, Küçüksu Kasrı’nda, o daracık yolda iki araç uçak gibi direksiyon hakimiyetini zor toparlayarak art arda gazladılar, korkunçtu) dangalaklar türedi. Ve hemen hepsi, yoldan geçen insanlara laf atıyorlardı, özellikle kadınlara çok ağır tacizci saldırganlıklar sergiliyorlardı. Ben bile, boylu poslu bir erkek olarak, artık akşam 22’den sonra dışarı çıkamaz, yürüyüş yapamaz oldum açıkçası. Her ne kadar çekinseler de kendi halinde erkekleri gördüklerinde o gruplar; akıllarından takılma teşebbüsleri geçirmelerini hissetmek bile çok rahatsız edici oluyor. Ve tüm bu ileri düzeyde gerizekalı genç gruplar; tüm bunları gelenek haline getirdiler ve herkes normal kabul etmeye başladı. Kimse şikayet etmiyor, tacize uğrayan kadınlar bile bunları normal karşılamaya başladı. Düşünün ki, 22 gibi çok makul bir saatte, tek başına bir kadın, Anadoluhisarı gibi bir semtte yürürse çok tehlikeli olacak bir duruma geldi ülke. Daha bugün, öğle sonrası saatlerde iki liseli orospu çocuğu motosikletle zikzak çizerek o kadar geniş yolda tam dibimden geçtiler güle oynaya, rüzgarlarını hissettim, arkalarından sağlam bir zeytin kavanozu fırlattım ama denk gelmedi, korktular ve gazladılar sonra. Ve sokaklarda inanılmaz bir çeteleşme başladı, İstanbul’un neredeyse her bölgesinde. Ve gördüğüm kadarıyla, örneğin Küçüksu Kasrı’nda daha net fark ediyorum; geçen yıla göre çok daha fazla çöp ve anti-titiz genel temizlik hassasiyeti var; bu da şu demek; toplumun IQ seviyesi beş veya on puan daha düşmüş demek. Arabalar geçen yıllara göre daha dikkatsiz ve süratli, motosikletli ileri seviye geri zekalılar çok daha fazla çoğaldılar; kadınlar daha çok taciz ediliyor ama daha çok hiç tepki vermiyor ve normal kabul ediyorlar bunu kendileri de. Bugün, elime bir kitap aldım, önce Küçüksu Kasrı’nda okumayı denedim, imkansızdı, hayvanat bahçesi gibiydi her şey, sonra Kandilli’ye gittim, yine imkansızdı aynı şeylerle, sonra cadde kenarında deneyeyim dedim, arabalar durmadan geçtiler ve neredeyse aralık bile yoktu, sonra Vaniköy’e gittim, korkunç bir taşra piknik kaosu vardı, adım atacak yer yoktu, ardından Kuleli sahiline gittim, bir koyun ağılıyla aynıydı oralar. Yani tek satır okuyacak bir alan bulamadım Boğazın dibinde. Ve hiç üstü başı düzgün, normal davranan, kibar konuşan veya medeniyete dair bir ayrıntısı öne çıkan hiç ama hiç kimseyi göremedim belki bir milyona yakın insan görmüş olmama rağmen bugün. Boğuldum her zamanki gibi, enerjim en düşük seviyeye geriledi, ağlayacak duruma geldim insansızlıktan ve gerçekten gördüklerimin arasında hiç insan seçemememden dolayı. Yazılarımı okuma teveccühü gösteren sayın arkadaşlarım; Pakistan ile aynı seviyedeyiz, ilk benden duyun istedim, en samimi öpücüklerimle…
Ahmet Ünal/22:36/26.04.2026/Aralıksız yirmi sene uyumak istiyorum ve lütfen uyandığımda yanımda güzel huylu bir kadın olsun.
• • •