İstanbul’un Köy Sevgisi

Çomarlaşan Şehirlerde Bunalanlar -kardeşliği

Kuzguncuk meydanı sonrası çöp kutusu yanındaydı hepsi, devlet tiyatroları tekel sahnesi tarafından kızıl gün batımı rüzgârı bunu okuyanlar için esiyordu, masmavi kot pardesölü kadın çocuğu belinden kavramış konteynra işesin diye çükünü açmışken, esen kızıl yelin etkisiyle tüm çiş damlacıkları ekrandan suratınıza uçuşuyordu, silin yüzünüzü, kusura bakmayın çocuk işte, bir daha olmaz. Yanındaki lakos tişörtlü bıyıklı kel babası kıkırdadı;

-Erkek erkek! Hıh him hıh hıh him hım hıh!

Aynı esnada bir grup Alman gazeteci olanları gördü ve inanamadılar,

-Beyefendi, beyefendi. Sayın vatandaş, hemşerim, lan. Hey hiy, hişt höst, deh, prrrr! Hah şimdi baktı…

Elleri arkasındaki tesbihte kavuşmuş kambur göbekliydi adam,

-Ne var. hı.

-Şuraya işeyen çocuk sizin mi?

-He benim, nolacah.

Birbirine baktı gazeteciler. Sonra kameraları yere bırakıp on dakika ağladılar. Pide söylediler ama kaşarlı diye adama verdiler, karısına bile vermeden yedi adam hepsini,

-nasıldı?

-İdare eder. Madem söylüyorsunuz böyle şeyler, bi de döner söyleyin tam olsun. (Dişlerini karıştırıyordu).

-Fazla gelmesin?

-Yoh yoh söyle sen toprağam. Kola da olsun (Caddeden Üsküdar’a doğru halk otobüsü geçerken korna bombalarıyla selamladı kardeşleri onu, tüm otobüs yolcuları el sallıyor dudaklarıyla cama yapışıyordu. Hafif el selamı verip tesbihli elini kalbine götürdü adam)

-şu ufaklık demiştik.

-Ha nolmuş ufahlığa

-işiyor. Hem de boğazın dibinde en nezih semtte, Kuzguncuk’ta. Şey, bu biraz garip değil mi? Şurada belediyenin tuvaleti vardı, oraya götürseydiniz, hem tuvalet eğitimi almış olurdu, büyüyünce de işemesin oraya buraya sonra.

Karşılıklı geçerken halk otobüsleri, birbirlerine kornayla selam veriyor gazı kökleyerek jestler yapıyorlardı, izledi adam bu gösteriyi ve hoşuna gitti.

-Ne var ki bunda. İşemesin mi çocuk? Biz köyde böyle büyüdük. Sen nerelisin toprağam?

-Bizler Almanız. Gazeteciyiz. Kamera kayıtta bu arada bilginiz olsun.

-Alman mı? Dayımgiller orada, Mönihteler. Sıhılıyorlarmış. Hangi ganal?

-Alman kanalı siz bilmezsiniz.

-iyi iyi o zaman, bizi bağlamaz, ne istiyorsanız çekin.

-Size birkaç soruluk anket hazırladık, hazır mısınız?

-Sor sor.

-İstanbul mu güzel köy mü?

-İstanbul, hiç yabancılık çekmedim çünkü.

-sizce İstanbul’un sorunları nedir?

-çoh fazla câhil var.

-Sizce o cahiller neden cahil, biraz detay.

-geçen gün gızı evlendiriyorduh, eh kütürtü patırtı olacak normal olarah, davul zurna korna konvoyu bunlarsiz düğün mü olur? vay efendim burası şehirmiş, burada hafta sonu patırtı olmazmış, sabah 6’da mı başlarmış, gürültü mü yapılırmış. Biz köyde hep böyle yaparız. Onlar da gitsin rahatsız oluyorlarsa.

-Başka?

-Sürekli stres altındayım. Yere izmarit atarsın biri uyarır, denize kağıt atarsın gızarlar, mini etekliye baktın derler çığırırlar, özgürlük anayasal hak değil mi gardeşim ya?

-Başka?

-büyük oğlan okudu, belediyeye soktum onu, bir görsen tam şehirli kerata, saç baş modern, kılık kıyafet jilet gibi, kibar gonuşuyor ve de aynı sizin gibi. Bir daire aldım, altına araba çektim, everdik geçen sene. Bir has ki.

-Ne?

-Soruyu unuttunuz galiba.

-He toprağam unuttum ya, çok uzun sordun, çok düşünme toprağam gafayi bozarsın, edebiyat yapma sade sor, senin hatan.

-Lan yavşak İstanbul’un sorunları nedir dedim, sonra da başka dedim devam et diye, ibine.

Gazeteci arkadaşları şaşkınlık içindeydi, Alman muhabir birden dilimizin küfürlerini kendi kendine öğrenmiş ve uygulamıştı.

-Tamam toprağam gızma ya.

-Devam et, alırım ayağımın altına.

-Koydeki traktörü getiremiyom dalga geçerler diye. N’olacak ki, aha şurada (yolu işaret eder) yağ gibi ahmaz mı sence? Hem Belgrat ormanı diye bir yer varmış, gider odun ederim. Her taraf ağaç, eh biri kesmeli bunları.

Gazetecilerin bağışıklık sistemi bozulmuştu. Daha fazla dayanamadılar İstanbul radyasyonuna. Çocuk da çişini bitirmişti zaten. Gitti hepsi. Konteynırda çiş izleri ıslak çubuk gibiydi. Yine gelip geçti halk otobüsleri, tıklım tıklımdı, yağlıydı tutma yerleri, kokuyordu, katman katman bok izleri gibi şeylerden vardı. Ama gülümsüyordu herkes. Kuzguncuk’tu burası, ama şehirli hiç kimse görünmüyordu.

Ahmet Ünal/21:49/13 Kasım 2025

    • • •