Kayıp Y kuşağı

Önceki dönemlere tükürmenin bir yolu olmalı

Tıpkı diğerleri gibi bu kuşağın da hiçbir özelliği yok kanımca, kadınlı erkekli aynı dümbükler bu kuşakta da mide bulandırmaya devam ediyor nasıl olsa. 1981 ile 96 yılları arasında doğmuşlara deniyormuş Y kuşağı. Bense 92. Ama yine de genel bir anlayışta medeniyete sığınmanın ve istemenin temel yolu kuşaklarca olabilir genelde. Bin küsur yıllık tarihimize baktığımızda kültür, sanat, düşünce ve medeniyetten ziyade savaş; kılıç, marşlarla hücum, itaat, diktelik, serflik, ağalık, ataerkil baştan çıkma gibi şeylerin övünülmesini görürüz. Hep şunu düşünür dururum; Atatürk, tüm o katı yobazların arasında nasıl başardı ki? Bu, bir çatal parçasıyla Everest kayasını parçalayıp öte yana geçmeye benziyor. Örneğin geriye doğru zamanda bir yolculuk yapalım (Bir Gök Gürültüsü/Ray Brudbary (Okuyun bunu) ödev size ha ha), evet gittik, Çanakkale Savaşı dönemleri; Atatürk sessiz bir subay, ortam askeriye, nefret ederim askeriyeden, hele de o ortamdan, neyse, herkes kıt, kitap bile okuyan var mı şüpheli, Atatürk ne derse desin anlamıyor kimse, küçümsüyorlar onu, rekabet ediyorlar ve hayalperest olmakla suçluyorlar; midesi bulanıyor Atatürk’ün herkesten; medeniyet düşlüyor, genç güzel giyimli kadınlar, öğrenciler, akademiler, tiyatrolar; ama hepsi hayalde, ortam güm pat, ah ıh, abuk sabuk vasat subay insan sesleri çadırlarda; ve biz diyoruz ki Atatürk’e; gelecekte başardın, yılma ve devam et. Atatürk bile inanamazdı eminim buna. Eminim. İnanamazdı başardığına. Demek istediğim bugün aileleriniz; şu çok bilen amcanız, annenize su getir diye emir veren babanız; hepsi; bin yıllık gen aktarımıyla bugüne yansımış aynı zihin yapılı insanlar genelde. Gladyatör 1’deki Marcus Aurelius’a bakınız, sonra da Muhteşem Yüzyıl dizisindeki Kanuni Sultan Süleyman’a dikkat ediniz (Her açıdan; tarih, sanat anlayışı, liderlik anlayışı, halkın görmek istediği profil, karakter işlenişi vs); ne demek istenen daha iyi anlaşıldı mı? Bu iki yan yana örnek sözün yönü bin yıllık tarih ve bugüne yansıma ve devam etme ve temel sorunları bir güzel önümüze serpecektir, bir başka açıdan tabii. Şimdi dönüp amcanıza bakın o diziyi izlerken; gördünüz mü? Tamam güzel. Gelgelelim Y kuşağı meselesine; bir kamyonun freni patlamış dağ yolundan aşağı gümbür gümbür iniyor; az ileride kısacık bir düz yol var ama onu geçince yokuş devam edecek, işte o düz yol ülkemizin 60, 70 ve 80’li yıllarıdır; genç yaşları o dönemlerde geçen sanatçılar ülkenin en güzel kaymağını yediler; Taksim, tiyatrolar, ekonomi, vize kolaylıkları, para değeri, Ege, Akdeniz, sızma yağ, tatiller, fındık fıstık Antep baklavası; ülkenin tüm nimetlerinden sınırsızca faydalandılar genelde; Adnan Menderes’in vefatına kadar yaptığı ve onun yansıması yeni yeni İstanbul’u gecekondu çöplüğüne çevirmeye başlamıştı; ama henüz hissedilecek derecede değildi bu; bazı Yeşilçam filmlerinde bugüne zehir gibi uzanacak aynı konunun belirtilerini bir iki sahnede ufacık şekilde işlemişlerdi; filmin adını hatırlayamadım ama bir Yeşilçam filminde köyden şehre gelen bir kadın bir İstanbul hanımefendisine kendi zihniyetini dayatmaya çalışıyordu; İstanbul’un bugünkü tuhaf toplumu, köylü zihniyeti sorunu ve ev apartman sahiplerinin o dönem gecekondu göçleri sâkinlerinin olması, ellili yıllardaki anlamsız köyden şehre olan göçlerin bir sonucudur genel olarak. Genco Erkal’ın söylemesine göre, 80 darbesinden sonra o dönemki genç kuşak korkutuldu ve ulusçuluk bilinci yok edilerek, ülkeye sorumlu hissetme, liyakat hasasslığı, toplumsal düzen konusunda fedakârlık gibi özellikler yok edildi ve yerine bugün acısını iliklerimizde hissettiğimiz bencillik; ben merkezcilik, evi dışında hiçbir alanı yere çöp atacak derece bile umursamama, liyakatin komik gelmesi, medeniyetsizliği sorun etmeme ve para kazanma hırsı geldi; ve Y kuşağı; Genco Erkal’ın tarif ettiği korkutulmuş kuşağın çocukları olarak dünyaya geldiler. Maalesef. Y kuşağının ebeveynleri, kendi korkularını çocuklarında çınlattı, kendileri güzel bir sistem gördüler ama çocuklarına tam tersini yaşattılar, genel olarak böyle. Başka bir açıdan, bizler, yani Y kuşağı; cep telefonları, bilgisayar ve tabletler ardı ardına icat edilir ve piyasa, yaşama girerken, beyin amcıklaması geçiren önceki kuşakların üstüne teknolojilerle de afallaması orüntüsüyle bastırılmış; eğitimimiz önemsenmemiş, etik değerlere bağlılık anlatılmamış, sanat ve edebiyattan uzak bir nesil olarak yetiştik. Kaybolduk, güzelim Ege ve Akdeniz Arap göçmenleriyle dolup taştı; İstanbul hiç oldu öyle böyle karışıklıklarla, vize alamaz olduk, para kazanamadık, emeklerimiz hor görüldü, küçümsendik, evlenemedik, birbirimize kötü davrandik, ülkeden tiksindik, Osmanlı dikte sistemine ailelerimiz bağlamında boyun eğdirildik, sevilmedik, seks bile tat tuz vermedi hiçbirimize. Böyle bir kuşak olduk, kayıp, sessiz, bastırılmış, öfkesini bile unutmuş, yitip giden…

Ahmet Ünal/11:51/2026, 19 Nisan, Pazar/Kayıp Y kuşağının öfkeli sesi.

    • • •