
Anadoluhisarı Öyküsü
Adının bir önemi yoktu. Aslında çok önemi vardı, ama yoktu da, veya vardı, ya da yoktu, vardı vardı, tamam adı Manyakımsı’ydı herifin. Yeni bir romanı üzerinde çalışıyordu, geceleri sabaha kadar bira içerken yazmayı seviyordu, turbo hızla yazardı o zaman, manyak gibi akardı kelimeler, okuyacak olanların zihni yanabilirdi, ama önemi yoktu, yansındı, daha iyi değil miydi, uyandığında başı ağrırdı bu yüzden, lanet olsundu ve yürüyüş yaptı yeşil esintili Vaniköy sahilinde. Deniz iyiydi, dalgalanıyordu şarkı söyleyerek, ama herkes duyamazdı onu, bu daha iyi değil miydi, iyiydi, muhteşem sonbahar yağmuru bastırmıştı, yürüdü ve seksi dudaklarıyla girdi Gloria Kafe’ye, kızlar güzeldi, aradı biri onu bu sırada,
“Barniii!”
“Ooo İsmail abi! Yoktun yıllardır, ha ha, Barniii!”
Cehennem Melekleri 1’de Dolp Lunghen’i konuşmuştu İsmail abi, Barni diye bir repliği vardı, iyiydi, onun parodisini yapıyorduk aramızda,
“Ulan ibne! Niye aramıyorsun. Okudum Gebermek Üzere’ni. A..na koymuşsun ortalığın, ha haa, o nasıl bir akış mk. Çok iyiydi. Daha çok yaz oğlum!”
“Anlayan yok ki abi ya! Göklere yazmaktan farksız oluyor. İlla iç boğucu saçma sapan şeyler yazılacak onlara, içim boğulduğunda nefret ederim, gelecekte yaşamak mükemmel!”
“Aynen kanka. Bizden geçti mk. Resim yapıyorum ama kimse ilgilenmiyor. Ben zaten yazamam, kafam almıyor. Ama sen hızlısın. Resimlerimi yırtacağım mk.”
“Abi güzel resimlerin, sakın yırtma. Fovinizm diye bir akım var resim sanatında. Ona benziyor seninkiler. Ben beğeniyorum, boş ver gerisini. Hatun var mı hayatında?”
“Sağ ol Manyakımsı.” (O sırada klakson sesleri duyulur karşı telefondan). Or…pu çocukları! Ana..n a…na bas o kornayı! Ananı mı s..k..yorlar ki basıyorsun ona!”
“Ha ha ha ha ha! Abi düğün konvoyu mu ne o mk?”
“Analarının a…nın konvoyu! Saygısız o.. çocukları! Neyse ya boş ver Manyakımsı. Hatun yok oğlum. Kim bakar yaşlandık mk.”
“Abi sesin yeter ya, deme öyle. Mesafe koyma kadınlara.”
“Benim şiir bayağı izlenmiş lan senin kanalda. İyi ki koydun oraya.”
“Aynen abi.”
“Gençken Bayburt’ta taşlamışlardı beni mk.”
“Ha ha ha ha! Niye?”
“Ne bileyim mk. Akrabaların yanına gitmiştim, Denizli’ye turneye gitmiştik iki gün öncesinde, rol gereği saçlar uzundu, sokakta erkek adam saç mı uzatır deyip taşlamaya başlamışlardı, zor kaçtım mk, cüssem ayı gibi biliyorsun ama iyi koşmuştum, bu millet ne anlar resimden edebiyattan mk.”
“Abi ne bileyim ya. Kadınlar da çok yorucu. Bir yarık verecekler kırk takla attırıyorlar.”
“Ha ha ha ha! Ulan ne adamsın. Sana vermeyecekler de bana mı verecekler mk. Abi uğraşılmaz. İşin bitince bay bay yapmalı.”
“Aynen abi. Barniiiii. Ha ha ha, abi şunu bir daha yapsana.”
“Barniiiii! Barniiii! Ananın ..mı Barniii! Ha ha ha ha ha!”
“Abi yılbaşında iyiydi ya o gün, sen sapıtmasan iyi içince, hatunlar korktu. Kimdi bir gazeteci dangalak kadın vardı, kırklı yaşlara gelmiş yarığının kıymetli olduğuna inanıp üstten bakmaya çalışıyordu. Düzdürmedi kendini.”
“Ya boş ver Manyakımsı. İçki güzel ya. Sapıtma olayında haklısın, bana bir şey oluyor içince. Gazeteciyi düzmedin mi sen o gün?”
“Yok ya, vermedi kaltak. Ben de sinirlenip s..ktir git dedim. Kendi kaybetti.”
“Keşke ben düzseydim mk.”
“Abi kafan çok fenaydı senin, deliği bile tutturamazdın, ha ha ha ha ha.”
“Ya s…ktir git Manyakımsı. Ha ha ha ha.”
“Abi görüşelim.”
“Tamam kanka. İstinye taraflarına gel, balık yiyelim. Hadi öpüyorum seni, yaz haaa.”
Kapattılar. Manyakımsı sigarasını üflerken başını kaldırdığında nehrin karşısındaki Hisar Balıkçısı’nı görebiliyordu. Tanrı bulutları bir halka içinden üflüyormuş gibi beyazın ton ton katlarını mavinin önünde kımıldatıyordu. Krem rengi tekli uzun yatay koltuktaydı kafede, yalnızdı, çay içiyordu, aynı oturağın yarım metre yanında mini şortlu bir kadınla sevgilisi yiyişiyordu.
A. Ünal. Eylül 7. 2025. 16:16.
• • •