Modern Dönemde Miyiz? Kime göre neye göre

Dönemimiz modern değil, ilk dönemler

Antik dönemde zamanın son dakikasında yaşayanlar hiç kuşkusuz antik dönemdeyiz demezlerdi, onlara göre de geçmiş çağlar antik, şimdiki dönemleri moderndi. Takunya, pamuk elbiseler, taç, heykeller; bugünkü teknolojilerimizin bize geldiği gibi gelirdi onlara da. Evrende birkaç bin yıl bir sigara içimlik zamandan farksızdır, ama bizlere göre çok uzundur, ve de; değişim, dönüşüm ve evrim gibi kabuk değişimleri çok sessizce, uzun uzadıya, çaktırmadan gerçekleşir doğada. Bugün ortalama insan beyni doğadaki primatlarla hemen hemen aynı; bilişsel beceri, soyut düşünme ve korkuyla tepki verme bağlamında tek farkları insanın kendi türlerinin büyüklerinden davranış ve söz taklit edinebilmesi, başka hiçbir fark yok. Aristo’nun şu sözü düşünmeyen veya düşünemeyen insanın doğadaki bir hayvanla aynı seviyede olduğunu salık verir esas olarak; “İnsanı hayvandan ayıran şey düşünebilme kabiliyetidir.” Dört bin yıl sonra o günün toplumları, bugünkü döneme nasıl ad takarlar bilemem, ama sanırım -ilkel teknolojileşme, yarı maymun formlu insanlar dönemi- gibi şeylerle ifade edebilirler. Ki sanırım, ve hatta emin gibiyim; akademilerde özellikle sosyoloji, patoloji veya benzer isimli derslerde; bugünkü ortalama dünya insanını yarı maymun formlu insan olarak, videolarla davranış görselleri izleterek öğrencilere; geçmişi sağlıklı anlamaya çalışacakları şüphe götürmez. Örneğin elleri cebinde yürüyen bir adamın yere tükürdükten sonra bir kadına laf atamasını ders boyunca seyredip, onun yarı maymun formu üzerinde tartışma yapacaklardır, dört bin yıl sonra. Dersin sorumlusu şunu bile söyleyecektir; ‘o dönemde evrim henüz ilerlemeye devam ediyordu, şimdiki gibi yani, ve insanların diğer baskın formu doğadaki yabanilikte kalmıştı, bu yüzden ilkel maymun formlu insanlar, kurdukları şehirli medeniyetlerde zaman zaman hayvan davranışları altında diğer yarısı insan şeklinde görünüyorlardı.’ Videoda kavgaları, ölümleri ve salakça diyalogları da izleteceklerdir, hiç kuşkusuz. Ve öğrencilerinden biri bu videoyu izlerken şöyle bile diyecektir; ‘yuh, bunlar bizim atalarımız mı? Ne korkunç, ama hayvanla aynı bunlar hocam, nasıl olur ki bu.’ Bugünkü ortalama dünya insanını şöyle yirmi kişilik bir grupla doğaya saldığınızda bir hafta sonra iki milyon yıl önceki atalarımız gibi görünüp yaşayacaklardır. Tek fark olmadan. Hz. Musa’nın İsrail yapımı bir belgeselinde, Musa öncülüğünde topluluk Firavun’dan uzaklaşarak kenti terk eder, bir süre sonra, çok uzaklara vardıklarında, Musa Tanrı ile konuşmak için dağa çıkar, uzun süre dönmez, sabırsız ve korkak insanlar daha dönemeyeceğine inanır onun, hemen vahşi doğaları gereği put, lider, ceza ve hiyerarşi sistemi kurarak Musa’nın abisini lider ilan ederler kendi içlerinde, aralarındaki en kötü olanı baskındır toplulukta ve topluca korkuya tapınma o adama itaat şekilde sembolleşir, ki Musa tekrar dönünce bozulur bu yapı. Bu sahne olağanüstü güzel bir örnektir insanın vahşi doğasına ilişkin, ortalama insan beyni böyle çalışır; güvenlik, gıda garantisi, hayatta kalmak için korku, belirsiz olan şeye karşı saldırı. Bugünkü ilkel teknolojileşme çağında, dünya toplumları yapısı bu formdaki insanlardan kurulmuştur. Dört bin yıl sonra duygu, düşünce, görünüş ve et kemik bağlamında birebir yarı robot yarı insan formunda, büyük ruhların yeniden yaratıldığı görülecektir kanımca; örneğin Salvador Dali’yi bu şekilde yaratacaklardır o günün yani dört bin yıl sonranın insanı; dönemin Koç Üniversitesi, Sabancı, Oxfort veya Yale gibi o ölçekteki üniversiteleri, resim derslerine telif lisansıyla ve yasalarla tek bir örneği olabilecek şekliyle, Salvador Dali’yi kurumunda hoca olarak çalıştıracaktır, örneğin 55 yaşındaki haliyle onun, 80 yaşına kadar yaşlanabilecek doğallıkta, sonuna dek yaşlanınca lisansı bitip, 55 yaşında tekrar yaratılması için yasa gereği tekrar ihale açılması vs vs gibi düzlemde; Van Gogh (Bir başka büyük üniversite iyi eğitim için diğer büyük ruhları benzer şekilde kurumuna katmak isteyecektir) başka üniversitede resim dersi için yeniden yaratılacaktır, Camus; aynı bağlamda felsefe ve yaratıcı yazarlık dersleri için, Bukowski; sokak sosyolojisi dersleri için, Boris Vian; aynı anda birçok sanat dalı nasıl yüksek seviyede yapılır felfesesi için, belki ben ha ha (kendimi de araya sıkıştırmadan edemedim ha ha ha), (içimden geldi vallah) torpil bu torpil); oyunculuk bölümlerinde disiplinler arası sanat felfesefesi ve yazarlık, Marlon Brando; oyunculuk bölümlerinde sahne dersi için, De Niro; oyunculuk bölümlerinde temel oyunculuk dersleri için, Antonin Artaud; oyun çıkarma ve rejisörlük dersleri için, Al Pacino; ikinci sınıflara, Stanislavski; oyunculuk bölümlerinde birinci sınıf dersleri için, Dostoyevski; yazarlık dersleri, Mevlana; Tasavvufi felsefe ve insan, Aristoteles; düşünebilen insan ve doğa felsefesi, işte tüm bunlar o dönemlerde yeniden yaratılacaktır. Akademiler, sanat ve bilim kurumları, eğitim alanları benzer isimleri yeniden yaratıp insanları doğru eğitmek isteyecektir. İnsanoğlu bireysel ve kolektif olarak hiçbir gelecek çağda da, büyük ruhların seviyesine gelemeyecektir, onların insan ırkının bitişine kadar ulaşabilecekleri en yüksek seviye, büyük ruhların temel felfesini adı gibi edinip taklit edebilmek olacaktır, en fazla. ve eski dönemlerdeki Aristoteles’ten, en yeni dönemdeki Cioran’a kadar, büyük yazarlara sanatçılara kadar hepsi, Aristoteles ile Salvador Dali, Van Gogh ile Tolstoy, fark etmez; farklı dönemlerden ileride yeni bir dönemde yeniden yaratılıp buluştuklarında ikiz kardeş kadar birbirlerine yabancılaşmayacaklardır, sanki biri antik biri yirminci yüzyılda yaşamış gibi bile görünmeyecektir; çünkü kökleri aynı ruh kabilesinden gelmektedir, yüzeysel çağ ve teknoloji değişimleri sadece işin teknik kısmıdır; ve Tanrı insanoğlunu büyük ruhların sorumluluğuna teslim etmiştir, ilk günden son güne kadar, tamamen. Dört bin yıl sonra toplumların eğitimi ve insan formunun hayvandan ayrılabilmesi için, büyük ruhların ölümsüz olma meselesi soyut ve yankısal olarak değil etli kemikli somut olarak gerçekleşecektir. O dönemler gelince, yarı robot etten kemikten Yale Üniversitesi sanat fakültesi bölüm başkanı Salvador Dali’nin kapısı çalındığında, şöyle bir sohbet bile hayal edebiliriz; “Hocam? Yeniden yaratıldınız, ölümü hatırlıyor musunu?” Dali: “Hayır. Evet ben Dali’yim, ama sanki hep böyle kalmışım da hiç ölmemiş gibi bir Dali. Yani sen ne görüp anliyorsan ben de onu anlıyorum. Tek bildiğim Salvador Dali olduğum ve çok mutlu olduğum. Bak dokun bana, aynen senin gibi etten kemikten biriyim, duygularım var, insanım, geçmişimi de hatırlıyorum ama ölümümü ve diğer dünyayı değil. Tanrı böyle uygun görmüş, yapacak bir şey yok. Hadi bakalım sınıfa, geliyorum şimdi ben de.” Tabii o dönemler çakma hologramlar da olacaktır, örneğin ışıklı bir yürüyen Sartre odanın ortasında, ama bu tür şeyler ekran oyunu algısından farksız olacaktır, toplumda her insanın ulaşabildiği türden, asıl önemlisi lisanslı ve devlet yasalı etten kemikten yeniden yaratılan büyük ruhlar olacaktır. Gelecek… Gelecek ve gelecek… Buluşalım…

Ahmet Ünal/21 Nisan Salı 2026/11:54/Bu dönemler bana göre değil.

    • • •