Ne İnsanla ne de İnsansız

Tuhaf Yaratıklarız

  ama yine de değer | 16.05.2026

Hiç şüphesiz yalnız kalabilmek için ileri seviyede ruhsal güç, sabır ve yüksek voltajlı bir beyin gerekecektir. Bu üçünden biri yoksa, büyük ihtimalle yalnız kalamayabilirsiniz. Yalnız kalamayan insan kökten değişemez ya da gelişemez genelde, ve de, kökten değişmeyen insan aynı sosyal ilişkilerin başka benzerlerinde döner durur yaşlanana kadar hep. Aslında iki tür ilişki vardır daha çok; gerçek bağ ve gerçek olmayan birliktelikler. İnsanlar ikincisini güvenli bulur çoğunlukla, ki bu da, gizlenmiş bir vasatlıktır zaten. Kendi bağlamımda bir şekilde ikincisinden nefret ettim hep, yalnız kalmayı göze aldım bu yüzden, ve yalnız kalmanın büyük bir boşlukla, özellikle hava kararınca ve yalnız uyanınca, kendiliğinden gelen bedelini hüzünle bekledim. Müziğe ve kitaplara gömülerek, bazen iyi hissederek ama çoğu zaman insan olmanın getirdiği derin bir boşluğa gülümseyerek, bir şekilde yalnız olmaktan başka çare olamadığını bilerek, ve de, kabul etmenin getirdiği yüksek olgunlukla insanların yerine sorumluluklar alarak hayatta bu yüzden, belki onların yerine düşünerek ve belki de, onların yerine yaşamayı severek. İçine yoğun bir rahatlıkla gizlenmiş gerçek olmayan bağların zamanı gelince gerçeğe mahremini açıp ne kadar sert onun önüne attığını, ve işte bunu az insan bilebilir büyük ihtimalle. Gerçek bağlar harikuladedir, çünkü gerçeklik harikuladedir, ve gerçeklik Tanrının alanıdır. İşin en tuhaf yanı, gerçek bağlar aranıp bulunamaz (Kim olursanız olun), canı isterse kendi kendine bulur sizi. Gerçek bir bağ yaşadım mı peki? Bilmiyorum. Sanırım hayır. Nereden biliyorum o zaman? Kalbim biliyor ben değil. Gizlenmiş vasatlıklar; en çirkinliklerdendir belki de, yalnız kalmayı bilmeyenlerin sığınağı çoğu zaman. Herkes yalnız kalmak zorunda mı? Değil tabii ki. Geçenlerde bir Hollywood yıldızı şu tür bir şey dedi; “havuzlu villam olsun isiyordum, oldu. Altı ay sonra derhal terk ettim orayı, hiç de beklediğim gibi değildi.” Ne çok anlam var bu sözde. Bazen imposter sendromu diye bir şey var, ona yakalanır dururum, tükenmek kısaca. Ve sanırım, tükenmeyi göremeden, bazen, yaşlı insanların pişmanlıklarını göremiyorsunuz, yaşlı halinize doğru kısa bir ziyaret gibi bir açıdan bu durum. Bugün şöyle bir şey düşündüm; tüm dünya benim gibi olursa ne olurdu? Korkunç. Çeşitlilik güzel. Ama çeşitlilikse güzel insanların çeşitliliğiyle daha güzel sanırım. Nerede o güzel insanlar? Belki de hiç güzel insan yoktur, ben de dahilimdir belki, ve belki de, güzel insan olabilmek karşılıksız bir sevgidir yaşama karşı. Çok vahşi, çok kötü ve çok acımasız insanlar tanıdım, ortak özellikleri Tanrının bölgesi dışında yaşamalarıydı. Tanrıya yaklaştıkça (ister doğa deyin, ister sevgi, ister sonsuz zeka, ister mutlak bilincimiz) hem acı çektim hem de geçmiş günahlarımın affolduğunu hissettim, ne muhteşem bir duygu. Yıllarca kendimden nefret ettiğim, kendimi ağır suçladığım ve şimdiki hâlimle o dönemki hâlimi korkunç dövebileceğim şeyler gibi, tüm insanların geçmişte ağır günahları vardır hep. Kimisi inkar eder rahatlar, kimisi kabul edip bedel öder ve dönüşür, kimisinin de haberi bile yoktur. Günahlar yalnızken ortaya çıkarlar genelde, yüzleşmek isterler, iletişim kurmak isterler, iyidir bu. Hayatta vasatlık yoğunluğu arttıkça Antartika’daki buzullar daha çabuk erir; kelebekler üç gün daha az yaşar, bir Nolan daha hiç olur, muhteşem bir kız daha çamurdan beter büzüşür, bir yaz gökyüzü maviliği daha boğucu olur. İnsanlar bilgi ezberlemeyle vasat olmamayı hep karıştırır genelde, vasat olmamak anlaşılmayı bekleyeni memnuniyetle anlayabilmektir temelde. Anlaşılan insan sevildiğini duyumsar. Ve cesaretlerin en büyüğü, birini anlamaya hazır olmaktır belki de, kim bilir. Öyle işte.

Ahmet Ünal

    • • •