
Özgür olmayan bir ülke Dolusu İnsan hiç, Özgür olan bir kişi Her şeydir
Kadınların en sevdiğim sözü, yani bana karşı, daha doğrusu aklı başında kadınların tespit edebildiği kendi üzerinde, benimleyken özgürlükle dolduklarını ifade etmeleri. En sevdiğim şey bu, hoşuma gidiyor, evet ben farkındayım özgür biri olduğumun, ama başka insanlara da tesir etmesi ayrıca sevindiriyor beni hep. Aslında ben bunu şu açıdan serimlemek istiyorum; insanlar özgür olmadığının farkında değil pek. Ne demek ki özgürlük, her istediğini yapabilmek mi? Kesinlikle hayır. Ki, özgür olmayan insanlar genelde istediği her şeye sahip insanlardır zaten. Özgürlük, özgün düşünebilme gücüdür. Elbette ki özgün düşüneceğim diye her sözünün doğru olduğuna inanma eğilimi şu toksik aptallardan biri yapar insanı, böyle bir şey değil. Özgün düşünebilmek, her şeyden önce ağır bedellerden kimseye benzemeden çıkabilmekle ilgilidir. Başka bir sözle; hakikati anlayabilmek için okumanın eğitilmenin ve deneyimlerin ötesinde çeşitli zıt koşullardan bir hakikatin kaç farklı yanıltıcı şekilde görülebildiği noktasına kadar ciddi disiplinli olabilme gözlemciliği (Takıntılı değil, esnek ve egoya tutunmadan), kendi sözlerini değil hakikatin süzgecindeki söylediklerini önemseme ve bir peygamber gibi sonsuz zekadan alınan ortak bilgileri başkalarından daha önce alabilmek. Evet çok uçuk, ama özgünlük başlı başına deliliktir zaten. Salvador Dali’nin şu sözü beni her dâim etkiliyor; “evet hayatımdan memnunum, her gün Dali beyefendiye teşekkür ediyorum.” Sıradan düşünme eğilimi yüksek insanlar bunu şöyle yorumlayacaktır genelde; “ne egolu ya.” Oysaki Dali asıl olarak şunu söylüyor; “benlik bir şey yok, Dali, Tanrıya âit, ben sadece bir emanetçiyim, Tanrı Dali tercihini üzerimde tercih ettiği için ona minnettarım.” Aslında tam tersi, egoyu yerle bir eden bir alçakgönüllük. Ve hakikat. Gerçek bu çünkü. Ben bugün Türk Edebiyatında yaşayan herhangi bir yazar olduğunu düşünmüyorum; 21. YY Türk Edebiyatında, belki ilk yarısına kadar, yerli yazar yoktur. Belki bir kişi vardır, ama adını söylemem. Edebiyatçı vardır, hem de güzel edebiyatçılar, ama yazar yoktur. O bir kişi, zamanı gelince kendiliğinden ortaya çıkacaktır, tanıdık biri, ama boş verelim, önemi yok şu an. Bugün üç dört kafadar Afganistan’a gitsek ve gezsek genişçe; toplumun halinden genel oranda memnun olduğunu görürüz. Aralarından düşünebilen insanlar sıyıracak noktaya gelmiş olmaları yüksek tabii. Ama toplumu oluşturan kemik yapı, ne yirmi sene önceki hallerini hatırlarlar veya kıyaslama yapabilirler, ne de mevcut durumlarını sorgulayabilirler. Onların dünyasında, muhtemelen, en doğru hayat tarzı odur. Ne kadar tehlikeli değil mi? Çok uzağa gitmeyelim. Pandemiden önce Türkiye’de ekonomi nasıldı? Yokuş aşağı gitme hızı artmıştı, ama iki üç sene önceye kadar (pendemi başlangıcından) vize sorunları yoğun değildi, para değeri fena değildi, yasa bir şekilde işliyordu içe sinecek durumda hemen hemen, ürünlerin kalitesi fena değildi, ve yeni yeni Özbekler, Araplar, kalifiye olmayan insan toplulukları (o ülkelerin) belirgin şekilde doluşmaya başlıyordu, daha doğrusu doluşmuştu ama taşmaya başlıyordu, pandemi oldu, bugünkü her konudaki çürümenin başlangıcı başladı, ben tam o sırada içimden şunu demiştim; “toplum şimdiki ekonomiyle ve fena olmayan özgürlükle altı sene sonraki sefil hâlimizi kıyaslayamayacak ve unutacak ve her şeyi normal kabul edecek.” Aynen gerçek oldu bu. Afganistan toplumunu gezdik değil mi az önce? Nasıl düşünüyorsunuz aynı bağlamı? Ve ben, ülke sisteminin en az Pakistan düzeyine kadar gerileyeceğini öngörüyorum önümüzdeki on yıl içinde, tamamen Afganistan gibi olur muyuz? Ahkam kesmek kolay değil, ihtimal düşük ama ihtimal var. Tanrı korusun diyelim. İntihar oranları artar, kadınlar tecavüze uğrar sık sık ve normal kabul edilir topluluklarda artık bu, çocuklar daha minnacikken aynı şeyleri yaşarlar, bunun gibi milyonlarca kötülük olur. Tanrı korusun. Ama asıl mesela bugün sanatçı ve yazar tayfasıdır, bana göre bugün yazar olmadığı gibi sanatçı da yok. En son Genco Erkal gerçek bir sanatçıydı yaşayan bağlamında, Allah rahmet eylesin onu. Türk tarihinde çok fazla sanatçı çıkmıyor zaten, doğal olarak, bir elin parmağını hiçbir zaman geçmedi tarihte sanatçı ve yazar sayısı. Bugün de farklı bir şey yok aslında. Popülerlik çok yoğun, alıcı verici çok memnun buna, ama felaketin başlangıcı bu. Kalite yok çünkü. Üst üste bir hafta kalitesiz tavuk yerseniz mideniz bozulur ve ölümcül hastalığa yakalanırsınız, popülizm buna benzer bir şey. Netflix’te, neredeyse (biraz Cem Yılmaz işleri dışında) hiç yerli kaliteli iş yok, tamamen. En son Haluk Bilginer’in oynadığı uyarlama senaryoyu izledim, sadece Bilginer’in performansını çok beğendim, daha doğrusu karakteri çok güzel çözmüş ve işlemişti, dünya düzeyinde. Ara ara ufak tefek parıltılar olabiliyor, ama çok seyrek ve geniş çerçevede neredeyse görünmeyecek şekilde. Keşke güçlü bir birliktelikle, liyakatsizliğe savaş açabilsek, ama bu insan yapısıyla pek mümkün değil. Devlet tiyatroları Amerika’ya gitmiş, işbirliği için falan, benim fotoğraflarda gördüğüm içerik bahane gezi şahane durumuydu, turne ekibi topluluğuna baktığımda ve genel neşe memnuniyetini izlediğimde, devlet imkanlarıyla az kişiye nasip olacak belej bir gezi ve keşif mutluluk patlaması gördüm daha çok insanların suratında ve tavırlarında, hiç kimsenin zihninde bir çalışma duygusuna takılmış ciddiyetli bir sorumluluk baskısı yoktu genel olarak. Turist grubu gibi. İngilizce bile bilmiyordur yüzde doksan beşi o grubun. Belki bir iki kişi akıcı konuşur içlerinde. Popülistlik buna benzer şeyler. İçi boş yani genel olarak. Aslında kapağı garanti gelir ve toplum onayına atan herkes ve her sanatçı, toplum nasılsa aynen öyle korumacılıkla kısıyor her şeyi, sınırlıyor ve kendinden başka kimsenin doğru olmadığına inanıyor. Kolektif bir hassasiyet yok, oysa insan ırkı, sosyal canlılardır, bireysellik yerine her insan kolektif iyiliğe hizmet eder, yani bu doğaya aykırı zihniyet, sonuç olarak olumsuz dönecek ileriki zamanlarda. Şunu bir bilelim; gerçekten sağlam kırılmış ve daha güçlü doğmuş bir insan; varla yok arasında görünür gibi olur görüntüsü, ülkemizden örnekle Genco Erkal gibi görünür doğallığı ve mütevazılığı, egosu varsa bile rahatsız etmez; Marlon Brando mesela, veya De Niro. Az biraz zorluk görüp popülist şeyler başarmış yeni dönem televizyon gençlerine (yaşıtlarım veya aynı kuşak) baktığımda; genel olarak diken gibi dik bir kibir görüyorum, bu iyi değil. Slvester Stallone hakikaten de yüzyılların sözünü söyledi bir filminde; kimse hayat kadar sert vuramaz. Bunu dünyada ya altı kişi anlar ya da yedi, sekizinci yoktur. Ne demiştik, evet özgünlük; bir ifadeyle daha özgünlük; kendi fikirlerin değil, hakikati anlama yolculuğundaki mevcut fikirlere bakış açısındaki gerçekçi perspektif becerisidir. Yeter bu kadar bay bay.
Ahmet Ünal/12:22/23.04.2026/23 Nisan Bayramı kutlu olsun.
• • •