Saçmalıksız Kararsızlıklı

Hikâye

Canı şey çekmişti. Ondan işte. Mastürbasyon yapmaktan nefret ediyordu, saçma bir şeydi çünkü. Ama kadınların boş konuşmasından bunalıyordu, susmaları gerektiğini öğrenecek gibi değildi hiçbiri, masa tenisi topunun hiç durmamasından farksızdı sözcükleri. Gloria Kafe’ye gitti. Kahve aldı oturdu Göksu nehir kenarı terasına. Esiyordu rüzgar. Masadaki küllüklerden serpişiyordu küller her yana. Yaktı sigarasını. Anadoluhisarı köprüsünde araba akışı hiç eksilmezdi. Martılar dönüyordu nehir üstünde. Köprü altı duvarında Anadoluhisarı sporun çok hoş bir amblemini boyamışlardı. Sarı, yeşil. Kapalıydı hava, nemliydi ama serindi yine de. Birkaç yerde sanat eğitimi veriyordu, geçici bir izolasyona almıştı kendini, sakinlik ona iyi geliyordu. Ama bir kadın lazımdı, ne yapmalıydı acaba. Kadıköy’de yaşayan bir İngilizce öğretmeni vardı, ne zaman çağırırsa gelirdi, ama onu aramak istemiyordu, vazgeçti. Bir sigara daha yaktı. Kadınlar tuhaftı, ne yapmak istediğini bilmezdi hiçbiri. Kendi de tuhaftı, kadının her detayını incelerdi, mutlaka huylanacak bir şey bulurdu. Engellemişti İngilizce öğretmenini, açsa mıydı acaba.

“Geldim işte, Kadıköy’den uzak burası ama güzelmiş, nerede oturuyorsun?”

“Şurada.”

“Şu mu?”

“Yes.”

“Yine bana kaldın bak.”

“Ya sus.”

“Kahveleri sen ödeyeceksin, hep bana kitliyorsun.”

“Olur.”

“Nerelerdeydin yıllardır.”

“Sanat, acı, keder, falan filan.”

“Benimle niye başkalarıyla konuşur gibi konuşmuyorsun?”

“Başkalarıyla ne konuşuyorum ki?”

“Siktir lan. Sanatçılarla bir sürü şey konuşuyorsun, gördüm bir kere.”

“Ne zaman?”

“Ya bak, gelmem eve seninle.”

“Gelme.”

“Benim gibi kadını bulmuş bir de laf ediyor, ibneye bak sen.”

“Ya, yalvarırım sus.”

“Susmayacağım işte.”

“Sen ne zaman evleneceksin?”

“Sana ne, niye soruyorsun?”

“Evlen de kurtulayım senden.”

“Beni sen çağırdın oğlum.”

“Ya şöyle argo konuşma benimle.”

“Ah, tabii, sen yüksek bir entelektüel beyefendisin, ben kimim ki, haddimi bilmeliyim değil mi?”

“Ya siktir git.”

“Al sen de argosun.”

“Seviyemi düşürdün.”

“Yine alaya mı aldın beni sen?”

“Of, seni niye yaptım ki ya o gün, bulaşmamalıydım.”

“Düzgün konuş, köpek.”

“Söylesene bana, senden nasıl kurtulabilirim şu an?”

“Ha haa. Buraya kadar geldim bir de geri döneyim yani.”

“Bak seviyesiz konuşmazsan sana karşı yumuşak olurum.”

“Taktın ya. Her zaman böylesin, her zaman şeyini düşününce arıyorsun, her zaman beni küçümsüyorsun, her zaman…”

Başı döndü. Durdu. Olacakları öngörmekten vazgeçti. Engeli kaldırmadı, numarasını direkt sildi kadının. Bir sigara daha yaktı. Martılar gak guk ötüyordu, muhteşemdi.

Ahmet Ünal/06.09.2025/Anadoluhisarı

    • • •