
Sanatçıların Önemi
Bir ülke düşünelim; içindeki tiyatrocusundan müzisyenine ressamından operacısına kadar hepsi başka ülkelere gitsinler. Yüksek ihtimalle o ülke bir hafta sonra Afganistan’ın bugünkü haliyle aynısı olacaktır. Toplum hakikatten saniye saniye uzaklaşmaya hızla devam eder; insanlar gerçeklikle bağlarını kolayca koparır ve faydalı olmayan ilkeler, değerler ve normlar geliştirir çabucak, kadınların hakları inanılmaz derecede kısıtlanır, çocukların güvenliği tehlikeye girer, suç oranları artar, eleştiri unutulur, yanlışların zıttını nesnel gösterecek alanlar yok denecek kadar azalır, insanların duygularını anlamlandıracak hiçbir kurum kalmaz ve duygusuz bir ordunun görsel düzeyi izlenir, sokaktaki çöplerin yığıntılarına kadar her şey bozulur, siyasiler olumsuz anlamda çıldırır, akıl ve bilimin anlamı kalmaz artık, dinler ve ortak değerler daha da çarpıtılır, ortalık dini kötüye kullanan gruplarla dolup taşar, televizyonlarda iletilecek her görsel izlek zehir sarmaşıklarına döner, gelişmiş ülkelere oranla çağının gerisindeki açıklık iki yüz yıl daha artar, eğitim sistemi tamamen çöker, toplumun hafızası bütünüyle silinir ve ruhsuz bir kalabalık yığınına dönüştürülür, günlük intihar sayısı doğum oranlarını geçer, uluslararası ilişkiler tümüyle bozulur, gıda kıtlığı gelir ve adalet zaten bitmiş olur, sokakta insanlar birbirini öldürür, zavallı sokak hayvanları zulümlere uğrar, neredeyse çoğu kimse çalışır ama ücreti ödenmez, kısacası sanat ve özelikle tiyatro toplumun bir üst kurumudur, tiyatrocu ise bir toplum bilimcisi sayılmalıdır, yanlışları denetler, normları ve zararlı ilkeleri sorgular, hakikati insanların hizmetine tesis eder, insanların bireysel kimliğini edinmesi için çabalar, barışı, sevgiyi, iyiliği, merhameti ve şefkati muştular, güven verir, siyaseti ve mekanizmayı denetler, dış ülkelerde bulunan her anlamdaki yeniliklerden geri kalmamak için mücadele eder, toplumları geliştirmektir asal görevi, akademi, kolejler, bilim yuvaları vs gibi diğer birimleri yükseltici büyüsüyle besler, gençlerin kişiliğini ve geleceğini koruması bağlamında en temel güvencesi durumundadır, şimdiden geleceğe ışık tutar. Örneğin bir köyde ilkesizlikler ve temel yanlışlar başını alıp gitmişse ve eş zamanda oraya bir tiyatro turnesi gelmişse, sorunların toparlanması başlar, köydeki çocuklar sanatla tanışır ve belki de çiftçilikten vazgeçerek ülkesine kendine daha uygun gördüğü mesleği yakıştırıp hizmet etmek isteyebilir (Bir CEO rol kişisi görmüş olabilir veya oyunda pilot rolü görmüş olabilir ya da tiyatroculardan etkilenmiş olabilir), kısacası köy artık eski köy değildir hem de sadece bir tiyatro turnesinin gelmesi sonucunda. Nitekim bir sanatçı asla kolay yetişmez; “genellikle” önce aile-akraba değerleriyle mücadele eder, sonra akla gelen her şeyle ve konservatuvar okulundan geçerek sanat hayatına atılır (Gerek tiyatrocu, gerek operacı gerekse de müzisyen veya diğer birimlerdekiler) bir yandan -Batı’nın şartları iyi mekanizmasına nazaran- ülkedeki zorluklarla cebelleşirken öbür yandan insanüstü özelliklermişçesine dahil olduğu gösterinin provalarında ruhunu diri tutmaya çalışarak seyircileri dönüştürmek üzere kendini güzel bir yoruculuğa feda eder. Sahneden iner ve kimseye zarar vermez, kimsenin kişiliğine saldırmaz, örnek davranışlar sergiler, iyi bir komşu iyi bir otobüs yolculuğu arkadaşı ve iyi bir banka sırasındaki kişidir, hayvanları sever ve korur. Kısacası -her alanda iyi ve kötü insan vardır elbette- ancak böylesine zorluklarla üreten, toplum için ruhunu yoran ve örnek birey şeklinde yaşayan alaylı ya da konservatuvar okumuş hangi birimin sanat alanından olursa olsun bir sanatçı, el üstünde tutulmalı, teşekkür edilmeli ve varlığı için gurur duyulmalıdır, ki ayrıca hakiki yazarları da sanatçılar kapsamı içinde değerlendirmek isterim. Sanatçı, sanatçılar ve sanat bir toplum için bu ve daha fazlası kadar önemlidir işte… Esenlikli geceleriniz olsun… “Tiyatrosu olan bir ülkede; kötülükler, çirkinlikler ve yanlışlıklar asla sürüp gitmez.” | William Hazlitt
Ahmet Ünal, 05:31, İstanbul.
• • •