Sapsalos 2

Kötülük, Ahmaklık ve Sapsalosluk Üzerine

Nedir Tüm Bunların Kaynağı?

Bıktım, yıldım ve midem bulandı; evet bu üç kavramı söyletmek için varoluşlarını dünyadan habersiz çevresindekilere zararlı ve büyük bir idraksizlik mutluluğuyla sürdüren, tesadüfler hariç hiçbir işe yaramayan, ilkel zihniyle kendi gibi milyonlarca kişinin zihinsel ağ bağlantısına güvenen, korkak, zayıf ve tek başınayken ilkel fiziksel gücünün yettiği yere kadar kendini savunabilmesinin dışında tamamen savunmasız söz konusu kişilerin davranış eylemlerini genel bir çizgi ölçüsü içinde kısaca açıklamak istiyorum. Bununla birlikte her kötü davranışın, her olumsuz ve negatif ve engelleyici ve zararlı ve empatisizlik ve bencillik davranışın kökünde tamamen tek bir neden yatar, o da: “Korku”dur! Dünya tarihinde tüm savaşların, tüm kavganın ve tüm adaletsizliklerin kaynağı da korkudur. Öz yetersizlik, zihni ilkel çalışan kimselerde ‘genellikle’ bunu kabullenmemeye, bastırmaya ve aynı şeyi düzeltmenin acılı yollarını göze alacak cesaret yoksunluğu yüzünden onları kötülük yapmaya, kolay yoldan saygı duyulmak istemeye, hak yemeye, hırsızlık yapmaya ve başka kişileri kıskanmaya yöneltir. Gerçek şampiyonlar yaşamı boyunca uğradığı talihsizlikleri zaman zaman başkasında görüyormuş gibi yapsa da içsel olarak hiçbir zaman kimseyi suçlamazlar, kendilerini ağır yargılarlar ve yenilgileri kabul ederek yenildikleri şeyden daha zor bir şeye galip gelmek için kendilerini zorlarlar, yorulurlar acının dibini görürler ölüm burnunda yaşarlar fakat sonunda şampiyon olurlar, bu yüzden onlar şampiyondur ve bu yüzden kendi elde ettiklerini gayretsiz elde etmeye çalışan insanlardan hazzetmezler. Tek kural, hayatın yasasıdır, bundan gerisi yalnızca değerlendirmedir. Aslında korku Tanrı’ya, doğaya veya karmaya veya sevgiye veya sonsuz zekaya -buna ne demek isterseniz öyle deyin- güven eksikliğidir, kendini inkar etmektir, kaçmaktır ve ilkel dünyanın Orta Çağ karanlığına sığınmaktır. Yaşam yasası şudur: İçinizdeki şey dışınızdır. Açıkçası sezgilerimle daha ilk saniyede tiksindiğim -kadın ya da erkek- hiçbir insanın zararsız çıktığını görmedim. Başka bir deyişle iz bırakan şeyler -olumlu ya da olumsuz- kişide bir şekilde ifade edilir. Örneğin hazzetmediğim bir kadın dünyanın en güzel ve alımlı kadını bile olduğunda, ondan ilk birkaç dakika içinde uzaklaştım ve kendine değer biçtiği fiziksel haz hizmetini başına çalıp Orta Çağ karanlığında kendisine mutluluklar diledim. İşte bu kadar zamanı ve ruhsal yıpranmayı kurtaran bir şeydir sezgilerin gücü ve içi dışa nursuz yansımış insanlara şans vermemek (Tabii bunu hızlı yapabilmek için profesyonel olmak gerekiyor). Yoksunluğun ve kendini gelişmeye kapatmanın her biçimi yanlış oturmuş inanç ve düşüncelerdir. İnsanlar zekası oranında hayatta sayılırlar, zeka seviyesi düştükçe kişinin yaşamda kabulü ve canlılığı zayıflar, ölüm karanlığına -bunun soylu versiyonu çok önemlidir ama kastettiğim soysuz versiyonu- yaklaşırlar ve zaten vadeleri gelince de bir şey değişmemiş sayılır. Nitekim şöyle bir soru çıkabilir ortaya, eğer her şey bilinç seviyesine bağlıysa kötülük yapan insanlara nasıl kızarız? Şöyle kızarız: Korkaklık ve kötülük bir tercihtir ve irade zayıflığıdır, sürekli ilk tutunduğu gücün arkasına geçip kral rolü yapmaktır ve kolaylığa alışıp zor yolları tercih edenleri dışlamaktır. Bunun en iyi örneği polis sorgularıdır, orada sebepsizce birini katletmiş (Gerçekten sebepsizce olanı, her şeyin sebebi mutlak vardır ama bu örnek sebepsizce yapılan bir eyleme örnektir) kişiyi azıcık zorlayınca ve alıştığı kolay dünyadan çıkarmaya yarayan hafif bir şiddet, ondan şu cümleleri fışkırtır: “Evet bunun kötü olduğunu biliyordum ama yaptım işte.” Günlük yaşamdaki kişilerin kötü olanları da bu zihniyetten farksızdır. Aradaki fark şudur, ilkel zihinler iradelerine çok daha kolay teslim oldukları için kötülüğe ve ahlaksızlığa daha yatkındır ama sorun da buradadır, neden kizmaliyiz sorusunun cevabı budur: Neden gayret etmiyorsun ve kolaycılığı tercih ediyorsun! Bu tam olarak hayat yasasına ihanettir, çünkü doğaya baktığımızda hayvanların inanılmaz şekilde çetin bir yaşam savaşı vardır, bu yasa insanlar için de geçerlidir ve aynı yasaya ihanet edenler zaten en baştan bu yüzden lanetlenmiştir; bu lanet onların yaşam boyu kötü ve ahmak insan olarak anılmasından başka bir şey değildir, doğa onları dışlar ve alıştıkları konfor içinde çürütür, yüzlerindeki nuru yok eder, kalplerini karartır ve zararlı insanları onları işaret ederek yorumlamamızı sağlar. Küçüklüğümde tüm hatırladığım okul arkadaşlarım (Göçebe bir eğitim serüvenim oldu ve bir sürü okul değiştirdim) benden farklıydı, daha doğrusu hepsi aynı serideki tek bir kalıbın ürünü gibiydiler, davranışları yaklaşımları ve birbirleriyle olan ilişkileri tamamen aynıydı ve zihinleri tepede duran tek bir vericiye bağlı gibi çalışıyordu, bunlar arasında tipim düzgün olduğundan kız öğrenciler ilk evrede beni çok seviyor ama erkek çoğunluk benden nefret etme zamanları geldiğinde sürü düzenine uyarak kizlar da nefret ediyordu. Bu hep böyle oldu, o dönemler öğretmenler de dahil büyük hayallerimin neden onlarda da olmadığını ve neden heyecansız yaşadıklarını ve nasıl sıkılmadıklarını ve neden hayatla ilgili o dönemler adını koyamadığım yeni şeyler aramadıklarını düşünür ve kendimi hasta zannederdim, bu, 20 yaşıma kadar böyle sürmüştü. Devamında ailemin ve akrabalarımın hasta olduğuma ve sıra dışı düşüncelerimin yanlış olduğuna beni ikna etmeleri hep boşuna olmuştu, o vakitler şunu görebiliyordum; bu akraba bana yanlış yaptığımı söylüyor (O dönemler gök bilimlerine aşırı merakım vardı ve ölüm üzerine araştırmalar yapıyordum) ama kendi her konuya isteksiz oğluna benim yapmak istediğim şeyleri yaptırmak için baskı kurup başarılı olamıyor, demek ki samimi değil, işte daha küçük yaşlarda kötülüğü böyle böyle görmeye ve insanın güvenilmez birer çuval olduğunu o zamanlar öğrenmeye başlamıştım, çelişki görüyordum, karanlık görüyordum onlarda ama benim istediğim şey onların dünyasında yoktu, ben kanatlanıp uçmak istiyordum, hükmetmek ve hayata iz bırakmak istiyordum, güçlüydüm ve içimdeki enerji hepsini bir çuvala doldurup denize atmaya yeterdi. Ne var ki kolaycılık ve varoluşsal gayreti reddetmek kişiyi sürünün bir parçası yapmaktadır. Gelgelim sapsalos model insanların genel davranış çizgileri kadınlarda nasıldır, erkeklerde nasıl? Tamam, bakalım nasılmış; özellikle çubuk gibi dik yürüyen, bağırarak ve söz keserek konuşan, her konuda kendinden tek bir şüphesi olmadan davranan, gözlerini yanıyormuş gibi gerip başını yukarı kaldırarak eleştiriye daha fizik diliyle kapalı olan ve yürürken bunu önceden çalışmış olduğu belli olan bir kadın; genellikle akademisyen, önemli bir departmanda sekreter, müdür veya yardımcısı, hostes ya da karar verici herhangi bir pozisyonda çalışan kişilerden biri olacaktır yüksek ihtimalle ve az sayıdaki istisnalar hariç, size tavsiyem eğer bunlardan biri değilseniz çok fazla muhatap olmamanız uzak durmanızdır, çünkü salt bir sapsalostur söz konusu biçim, korkaklığıyla o kadar çok yanlış mücadele etmiş ve okuduklarını yanlış bellemiştir ki, neye dönüştüğünün farkında bile değildir, diyaframına olanca havayı çekip üflemeden bunu saklama çabasına benzer genel çizgilerindeki davranışlarıyla örtmek istediği korkaklığını, ama bu türleri nakavt etmek profesyoneller için üç saniyedir, derhal topuklayıp kaçarlar ondan, çünkü böyle olmasının nedenini gören biri onun celladı değil de nedir ki? Yani onun açısından. Bu sapsalos türler anlayışsızdır, anlaması kıttır, okuduklarını doğru anlayamaz, hayatın anlamını kesin olarak çözdüklerine ve şimdi yaşam onların emrine amade olması gerektiğine inanmışlardır. Ve diğer tarafta erkeklerde nasıl bir sapsalos örneği vardır; hiçbir varoluşsal derdi, merakı, hayata dair heyecanı, yaptığı işle yenilikçi coşkusu, hobisi, adalet sorgulaması ve derdi, hayvanlara karşı sevgisi olmama negatif özelliği ile birlikte kendini bir simgeye taraf etme (Takım, siyaset vs) , kendini çabalamadan aileden kalma mal mülk, araba, para ve kendisi için torpille bulunmuş işte güvene alarak her gördüğü kişiyi eleştirmesi, okumama ve meraksızlık yüzünden gerçeklik algılarını kaybetmesi, pahalılık takıntısını mükemmelliyetçilik zannetmesi, kendini doğuştan özel sanması ve ilginç bir bağlantı kurmayla varoluşsal çabanın ekmek getirmediğine inanması tüm vasat erkeklerin genel özellikleridir; şimdi bunlardan oluşmuş bazı kategorilere bakalım: Bu türlerin yönetici olmuşları çıkarına ne uyarsa onu yapar, adalet veya bulunduğu yeri ileri taşıma derdi en ufacık şekilde yoktur, öyle bir derdi olsa bile başaramazlar zaten ve tam da  liyakatsizlik bu demektir işte, devamında yine bu cildin doktor olmuşları çok tehlikelidir, klinik açarlarsa hipokrat yeminini para yeminine dönüştürürler, akademide ne ezberlediyse onunla sınırlı bir zihin haznesi vardır, bu tür az önceki kadın tiplemesinin erkek haline benzer. Ve aynı serinin siyaseti seçmiş kişileri ‘genellikle’ kendileri halk kişisi olsa seçecek olduğu profillerin bugünkü düzende devam eden aynısıdır. Daha devam ederdim ama telefon tuşlarında ellerim yoruldu kusura bakmayın. 🙂 Son cümle şu olsun: Hayatınızı mahvetmek istemiyorsanız, her konudaki seçimlerinizde coşkulu ve adalete kafa yoran insanları seçmenizi tavsiye ederim.

Ahmet Ünal/09.04.2025/20:28/Anadoluhisarı

    • • •