
Sabah kalktık, hayatımın en güzel sabahıydı sanki, onun için ölmeye hazır kadar kusursuzdu her şey, gece titrememiştim ilk defa, boğa güreşlerinde mola vermiş boğalardan farksızdım gece boyunca, saatlerce her yerini öptüm, titremişti, mutluyduk, işe gitmeliydi, akşam yine gelecekti nasıl olsa, onunla birlikte çıkıp serin sabah yürüyüşle taksiye kadar eşlik ettim, yol boyunca şakalaştık, beraber gülüyorduk ve el eleydik, harikuladeydi,
“Sevgilim, rahat ol, hep yanındayım bundan böyle.”
“Meleksin, adın gibi Melek. Sesim düzeliyor.”
“Eveet, seksi sesin geliyoor. Her günümüzü yazacak mısın? Bence harika olur, bana uyar.”
“Edebi gördüklerimi ayıklayarak yazarım müsaadenle, elli sene sonra tüm dünyayla okuruz tekrar.”
Elimi sıkmıştı, sevgiyle boynumu morarttı ardından,
“Ahmet Melek, ha ha, Melek Ahmet, ya çok tatlı değil mi yan yana gelince isimlerimiz?”
“Bana gönderilmişsin gibi değil mi ha ha.”
“Ha ha ha ha. Yaa. Bak şey, al telefonum sende kalsın. Bana bir daha inanmamazlık etme, al işte Instagram’ımı bile sildim. Kimse yok senden başka al.”
“Estağfurullah bebeğim. Kontrol etmek tarzım değil, sana güvenmek istediğimi biliyorsun, bırak kendi kendine otursun güven meselesi.”
“Ben sana güveniyorum zaten ama kadınlar kafanı karıştırabilirler, bakıyorlar sana sürekli, onu nasıl yapacağız?”
“Yenik düşersem dürüstçe söyler affetmen için her şeyi yaparım. Ama biyolojimi sonuna kadar zorlayacağımdan şüphen olmasın, günübirlik ilişkilerle kirletemem ikimizi.”
“Tamam aşkım. Erkeğim.”
Arka koltuğa oturmuştu Melek, aferin yavruma,
“Kalabalık bir aileyiz, kayınpederim kızı üzerinde hassastır, kasislere girerken bile dikkat et,”
Diye şaka yapmıştım şoföre, arkada gülüyordu Melek,
“Tamam abim, sıkıntı yok, abla sağ salim varacak.”
“Eyvallah.”
Bay bay işareti yaparken Melek, gazladı taksi ardından.
Kafeye geçip çay aldım, dar ders çalışma odasına geçtim sonra, kimse yoktu, Melek’im uğurlu gelmişti sanki, ama müzik rahatsız etmeye başlamıştı, estetik olmayan bibap çalıyordu, sorun bendeydi, yabancıydım, çalışanlar farkında bile değildi müzik kalitesizliğinin, olacak gibi değildi, eve dönemezdim, üst katta ustalar başlamış olmalıydı, dedikleri saatte gelip gidiyorlardı, ama yine de evden çıkmadan edemiyordum asla, Melek’imi düşündüm, WhatsApp’tan dakikalarca yazıştık,
“Aşkım benim, ben gelene kadar yürü bâri, bir şeyler yaz hadi, okuyayım ben de.”
“Tamam bebeğim.”
Kafeyi terk edip öğretmenler evi diye bir yere girdim, daha kötüsü olamazdı, en arka kısma geçtim ama birden tepemdeki florasan bozuldu ve yanıp sönmeye başladı, bıkkınlıkla kapı önüne çıkıp rüzgârın beni itelemesini bekledim ardından, bahçe kısmında biri çim biçme motorunu çalıştırdı, uzaklaştım ve parka girdim, dünden kalan yağmur suyuyla çimlerde ayaklarım su gibi ıslanmıştı, biri arkamda haykırarak ağlıyordu, kucağındaki bebekle ne zaman geldiğini anlamadığım bir anneydi bu, ağlama sesi kulak zarlarımı yırtmıştı sanki.
Öylece kalmıştım,
–
Ahmet Ünal 10:38 30 Eylül 2026 Gündüzler bana göre değildi.
• • •