Sizler Neden Acı Çekemiyorsunuz, diye sordu

Burası Neresi Allasen, neden ben dışındaki herkes hiçbir şey yokmuş gibi yaşıyor

Şimdiye kadar tüm hayatımı akıl sağlığımı korumaya enerji harcayarak yaşadım. Kolay iş değildi, ve değil. İnsanların özünde iyilik olmadığını, iyilik gibi görünen şeyin belirsiz bir korkuya karşı gard almak olduğunu, bunun bile kısa sürdüğünü; panik dolu, saldırgan, kıt ve düşünmeden yaşayan; tüketici, ve asıl özünde çıkara bağlı yön geliştiğini ilkokul ikinci sınıfta Çanakkale gezisine beş Lira’yı çok gören babam yüzünden o gün sınıfta bir tek ben gidemediğim gün daha net anlamıştım. Hala içimde kalır durur o trajik gün, uzun yıllar Çanakkale’den nefret bile etmiştim o yüzden. ‘Düşünerek yaşayan insan’ olmak, düşünerek yaşadığını zanneden ilkel ruhların içinde sürekli onların mantıksız ve hakikat dışı dünyalarına zincirlenmeye zorlanmak demektir temel açıdan. Ben söze nâillere vasat yerine, ilkel sözcüğünün özellikle 21. YY döneminde daha uygun olduğunu düşünüyorum. Sanattan anlamazlar, karmaşık düşünceleri küçümserler, korkularına uygun her şeyi yok etmek isterler, tüm hayatları tüketmek ve yıkmak üzerinedir. Örneğin Robert De Niro’nun ‘The İrishman’da çıkardığı karakter, inanılmaz uygun bir profildir konumuza. Yüzlerce kez hayran kalarak izledim, sadece ve sadece De Niro’nun karakteri nasıl anlamış olduğunu görebilmek için. Temelde korku ile uyum harikuladeydi karakterde, çıkarına ters düşen her şeyi yok etme hakkına olduğuna inanmıştı, sürekli çelişkisi ve rahatsızlık duymaması normalleşmişti, ironik bir deyişle ‘biri götüne aleti tutuyor da ters bir hareket yaparsa onu sokacakmış korkusuyla’ tüm hayatını geçiriyordu. Kuru temizlemecide bir sahne vardır o filmde; De Niro adamı dinler; patlatmak için burayı anlaşma konuşmasıdır bu; hala aklımda o sahne, De Niro’nun karakteri zihnini sınırlı inancına kilitler, doğadaki gibi hayatta kalmasına yarayacak kararıdır bu, sıkar kendini o düşünceyi korumak için, tek boyutlu ilkel insan tipi bakışlarında doğruluk-hakikat-etik değerler ve ahlak yoktur; iş diye tanımladığı yok etme prensibine uyma rahatlığı, ekmek parası etiketiyle kurumsal hale gelmiştir ve vicdanı rahatsız olmayarak akışa teslim olma vardır sadece; ve bu dokümanlar ışığında karakterin yüzündenki kendiliğinden oluşan nefret, doğanın sembolü gibidir adeta. Harikasın De Niro, ve Scorcess, ve Joe Pesci, ve tüm ekip. Joe Pesci’nin küçük insan Tanrı kompleksiyle gelen merhametliği büyüklük aracı yaparak kullandığı yumuşak gülümsemesi, ve komediciliğe kaçmaması bunun, ve kendiliğinden komikleşmesi ifadenin, işte bu bir başka harika şeydi filmde. Onun, De Niro’nun küçük kızıyla sahneleri de görülmeye değerdi; hep birlikte bowling salonundaydılar; Joe Pesci’nin karakteri minik kızı yanına çağırıp büyük ruhlarda görülen ‘masumiyetle çocuk ol’ durumunu taklit etmek istiyordu; kız ise temiz içgüdüselliğiyle adamın enerjisinden sakınmıştı, şöyle söylemişti karakter minik kıza; ‘Tanrı neden gökyüzünü yarattı? Kuşlar uçarken başını tavana çarpmasın diye.’ Komik olmaması bir yana, aptalca olması çok daha komikti bunun, ifadesiz küçük kızdan gülme tepkisi beklerken aşağılık kompleksi yaşıyordu Joe’nin karakteri, ve hemen De Niro araya girerek, ‘ha ha ha’ dedi ve patronunu rahatlattı o anda. Sonra ikisi de kız uzaklaşınca, suçun kızda olduğunu ifade etmişlerdi. Filmin teması harikuladeydi; ilkel insanların kurduğu mantıksız sistemlerde (iş dünyasıyla birlikte, tüm onların olduğu kurumsal sistemler; aile, iş, okul) sistem sürekli mantıksız kararlar vermeye iter üyeleri, böylece onların hepsi kendi aralarında tesadüfen yaşarlar ve tesadüfen dost veya düşman olurlar, ama sonunda hepsi kendi kendini yok eder, tesadüfen sağ kalanlar rol fark etmeksizin başka sisteme entegre olmaya çalışır. Al Pacino’nun oynadığı karakter, onların sistem ve çıkarlarına tersti, çünkü doğruyu yapıyordu Al’in karakteri, çıkar ile korkudan uzaktı bakış açısı, ve merhametliydi, Scorcess filmde Al’in karakterinin uyumsuz ve yanlış yaptığını küçük insanların inançları yönünden gösteriyordu seyirciye, aslında hakikatle düşünebilme becerisi olan Al’in karakterinin masum ve diğer hepsinin câni olduğunu anlayacak şekilde işlenmişti film. Gerçekten çok iyi. Herkes ölüyordu bir şekilde, kendilerini yok ediyorlardı bir bir, ama De Niro’nun karakteri öyle uyumlu, öyle korkak ve öyle merhametsizdi ki, sağ kalmıştı bir şekilde; kızı büyümüş ve babasının ona ‘ben sizi korumak için yaptım kızım’ sözüne şöyle cevap vermişti; ‘kimden?’ tabii ki babasının kendi korku hapishanesindendi. Bir araba sahnesinde kendi üyelerinden birinin boğularak infaz sahnesini hatırlıyorum; şoför o esnada öyle sıradan, öyle iş gibi görerek arkadaşının boğulmasını mutlulukla karşılıyordu ki arabasını sürerken; câni insanoğluna doğanın müdahalesi için yalvarır gibiydi burada yönetmen sanki. Korkak insanlardan korkmak gerekir, çünkü korku düşük bir zekanın güdümünde mutlaka merhametsiz bir hareketle buluşmak isteyecektir. Bu şey, köşeye sıkışmış bir çıtanın aslana saldırmasıyla aynıdır, ama fark şu; günümüz medeniyetinde benzer tehlikeler insanların ve bilhassa ilkel insanların korku dolu zihinlerinde, yanlış inançlarla bir kurban arayarak varlığını sürdürür. Korku demek hareket demektir ve hareket demek mantık gerektirir ve mantığa yetersiz zihinlerin hareketleri mantıksız ve zalimce olacaktır. Sevgili seçimlerinde, eş, dost, iş, hatta sıradan herhangi bir şeyde; sizlere çuvalla altın, saray, köşk bile verseler ilkel insanlardan uzak durun. Tarihte Voyvoda binlerce insanı kazığa oturttu, ve Timur yüzbinlerce insanı katletti; sebep hep aynıydı; ilkel insan yüzünden çıldırmak. Veya ilkel insan çıldırma sendromu. Ben uydurdum şimdi ha ha. Ama hiç kimse tarihten ders almaz, hiç kimse kendinden öncekilerin neden neler yaşadığını anlamaz ve hiç kimse başına kötü şeyler geleceğine inanarak yaşamaz. Kur’anda da benzer bir ayet vardır, hatırlamıyorum ayetin ismini; kısaca şuna benzer bir şey diyordu; ‘biz insanlara kendinden öncekilerin ibretlik yaşanmışlıklarını ilettik, ama onlar ders almadılar, anlamadılar.’ hemen hemen söylediğim şeyle aynı. Acı çekmek zihinsel bir sürecin zorlu koşullara verdiği duygusal tepkilerdir kabaca. Yani acı çekmek için önce koşulların zorlu olduğunu anlayabilecek bir zihin sistemi gerekir, ki böylece beyin ayırt edebilsin. İlkel insanlar bu yüzden acı çekemezler. Erzakları, barınakları, temel cinsel ihtiyaçları ve sosyal çevresi olduğu sürece onların; acı çekmeleri mümkün değildir. Öğrenemezler, gelişemezler, yapamazlar, güzelleştiremezler, sadece yıkarlar. İlkel zihinli bir kadın hatırlıyorum (Bu işin kadını erkeği yok tabii, erkek olduğum için doğal olarak kadından örnek verebilirim); duygusal desteğe ihtiyacımın yoğun olduğu bir dönemde onun kayda değmez bir psikolojik sorununa destek olmuş ve kurtarmıştım, sonra süreç onun sürekli kurtarılması gereken bir hayat kurbanına dönerek ilerlemeye başlamıştı, ve hiç sorunu yokken aslında, ve bir kadının beni duygusal olarak yükseltmesi gereken bir dönemde hem de; ve tabii derhal kıçına tekmeyi basmıştım, buraya kadar normal her şey, şimdi sıkı durun, bir süre sonra kadın bana E Posta atmıştı; ‘Senin en zor dönemlerinde yanında oldum, nankör.’ Aslında bu şu demekti, daha doğrusu yanlış sözcük ve cümlelerle şöyle ifade etmek istiyordu, farkında olmadan elbette; ‘hayatima kurban olarak neşeyle devam etmek istiyordum, ama sen benim Tanrıça kompleksime hizmet etmedin, ve sen kötüsün işte.’

Kur’anda ismini hatırlayamadığım bir ayet daha geldi aklımda, benzer şekilde şöyleydi; “güneşin görevi ayrıdır, bulutun görevi ayrıdır, biri diğerinin frekansına giremez ve girmesi uygun değildir.”

Tam isabet bir tanımlama. Atalarımız da güzel söylemiş; davul bile dengi dengine. Bense onu şöyle düzenleyeyim; zihniyet zihniyetine uygundur. 

Korkmayın, düşünerek yaşayın, ama dikkat edin, düşünceleriniz inançlarınıza hizmet etmesin, bu düşünmek demek değildir çünkü, hakikate uygun şekilde düşünmeye çalışın, mükemmelliyet değil ufak ufak gelişim yalnızca. Ne demiş Salvador Dali; mükemmel olmaktan korkmayın, ona ulaşamayacaksınız. Bence de.

En samimi öpücüklerimle.

Ahmet Ünal/3 Nisan 2026/13:53/Anadoluhisarı/Bir kadın bir sevgi ve bir dünya.

    • • •