Son Sözler

Son Sözler

Antik Yunan’la başlayan ve Batı’nın modernleşmesinin temellerini oluşturan şey; çırakların ustalarını geçmeleri için sunulan ortam ve bu beklentilere ciddi şekilde eğilmelerinin vermiş olduğu bugünkü sonuçlardır. Doğu ve Ortadoğu’da ise tam tersine vizyon düzeyi ne olursa olsun çırak hiçbir zaman ustasını geçemez, eğer buna cüret ederse kafasına sopayı yer, tıpkı bugün sayısı az olmasına rağmen en az Al Pacino ayarında olan birtakım çok zeki ve potansiyelli genç sanatçılarımızın, onların vizyonlarına çok uzak olan ve sahnede kırk yılını genellikle sıradan biçimde geçirmiş insanlarca bu gerici katı anlayışta eritilip çürütülmesi gibi. İşte bu yüzden Doğu ve Ortadoğu sadece sanatta değil; aile, sosyal çevre, mekanizma ve eğitim alanındaki aynı geleneğiyle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler sınıfında olmaya mecburdur. Böylece ülkenin tüm mekanizmasına kucağa oturtulur gibi oturtulan abuk sabuk düşüncedeki takım elbiseli düşünmeyen yığınlarla ülke kurumları bugünkü çürümüşlüğüyle geriye gitmeye sonsuza kadar mahkum kalacaktır. Bu noktadan devrim (Tabii ki umudum yok); gerek eğitim, gerek sanat gerekse de akademide ve akla gelen her yerde geri kafalı, geleneksel, düşünsel gücü zayıf her kim hangi konumdaysa onu derhal oradan yok etmek ve yok saymaktan geçer, gençlerin buradaki sorumluğu kendini okumaya adaması ve ülkedeki eski olan hiç kimseyi ciddiye almamasıdır (Yazar, tiyatrocu, yönetmen, akademisyen, aile her kimse onlar, ciddiye almamalı ve yok sayılmalı), Atatürk’ün vizyonunu araştırmalı, anlamalı ve önce kendinde uygulamalıdır. Ayrıca bu yazılarımın hiçbir işe yaramayacağının farkındayım ama yine de tarihe not düşmekten zarar gelmez, devam edelim; Avrupa’daki veya Amerika’daki 17 yaşında genç bir oyuncuyu izlediğinizi hatırlayın, bizim ülkemizdeki sıradan bir kırk yıllık sanatçı kadar tecrübeli ve yetenekli şekilde iş çıkarmıştır ortaya, bunun sebebi o sanatçının üstün yetenekli veya bizdekilerin az yetenekli olmasından kaynaklı değildir, “kitlesel havadan” kaynaklıdır, örneğin bizde üç beş adet kırk yıllık tiyatrocunun ve bir de yaşça çok tecrübeli yönetmenin olduğu bir provadaysa genç bir sanatçı eyvahlar olsun (Yine de ustalar değerlidir, amacım onları indirgemek değildir), az önce belirtilen Ortadoğu usta-çırak gelenek havasının yozlaşmış kitlesel ağ atmosferinde, Batı’daki yeteneğin kendini ustasını geçmiş içgörüsüyle potansiyelinin tam fışkırtabilmesinin tersine onun heyecandan elinin ayağının birbirine karışması beklenir ‘genellikle,’ ustaları vardır yanında haddini bilmelidir, o kimdir ki ustasından bu işi daha iyi yapsın? Ya çok daha zeki ise ustasından? Ha ha zeka da neymiş bu topraklarda… İşte bu kitlesel ağ içinde hiçbir genç Türk sanatçı Batı’daki yaşıtının performansına ulaşamaz, tıpkı Türk ailelerindeki evin en küçüğünün hayatı boyunca büyüklere haddini bilmesi gerektiği gibi, bu izlek akademi, eğitim, kamu, kültür aklınıza neresi gelirse gelsin aynıdır. Beni bugün ülkenin kültürün tek söz sahibi olan bir konuma getirseler yapacağım ilk şey; genç olmayan tüm sanatçıları rahat edebilecekleri şekilde özgür bırakırım. En azından anlaşılan anlamda değil, mental olarak, yetki olarak ve baskınlık olarak edilgen hale getirtirim. Çünkü gençlerin özgür olmaya ihtiyacı var, özgür düşünebilmeye, biçimlendirilmemeye, zihnindeki Doğu kodları artık değişmeyecek durumdaki -Batı’dan bakınca Pakistanlı sanatçılara benzer görünen- insanları sanattan baskınlık olarak manevi anlamda uzaklaştırmak gerekiyor. Onların belirli bir kısmı için için zeka, potansiyel, çaba, gelişmek, bilmek ve düşünmek önemli değildir, kim ne kadar kendilerine benzer şekilde geçmişi vardır ve kaç engele takılmıştır o önemlidir, mesela sizin hayatınız en az Bukowski’nin hayatı kadar acılı ve dışlanmış geçmiştir, sanatla kendinizi iyileştirmişsinizdir ve görsel düzeyiniz acı çekmeyen birini andırır bu yüzden, bu noktada onlar duyduklarına değil gördüklerine inanır ve sizin çektiğiniz acıların yüzde birini çekmemiş birini bu bağlamda da önünüze koyarlar. Atatürk, bu tür düşüncedeki insanlardan ömrü boyunca imtina etmiştir, ama onlara sorarsanız da kendilerine hayran olurdu büyük önder, gerçekten buna inanıyorlar. Empati, sağduyu, anlayış, analiz ve bakmanın tersine görme becerileri çok zayıf olabiliyor çoğu zaman, kalıpsal ölçeklerden hareket ederek olaylara yaklaşıp yargı ile sonuçlandırabiliyorlar, kısacası toplum neyse, onun sanatçı olmuş ve ortalığı batıran devamı da sözü edilen kişilerin bir kısmı olabilir. Bu ülkemizin gerçeğidir, yüzleşmek gerekir ve zarar veren eylemleri sanattan en azından mental olarak uzaklaştırmak gerekir, gençlerin cesaretli olması gerekir, yanlış olana karşı dik durması gerekir, göz dağı verildiğinde korkmaması gerekir, neden bizden de kendi konservatuvarlarımızda yetişmiş uluslararası düzeyde bir Juan Reno, Mel Gibson, Watanabe, Gervais gibi sanatçılar çıkmasın? Burakın bu düzeyde tiyatrocu çıkarmayı, yabancı dil bile bilenimiz çok az, farkında mısınız bilmiyorum ama çürüyoruz, yok oluyoruz ve sonumuz Afganistan…

Ahmet Ünal/10.12.2024/00:22

Simon&Garfunkel The Sound of Silence şarkısını dinlerken gaza geldim biraz, sözüm maksadını aştıysa affola. 🙂

    • • •