Tarihte Ortalama Zihinlerin Ele Geçirdiği Kurumlar Yüzünden Çöken Uluslar ve Türkiye’nin Tüm Kurum Yöneticilerinin İstisnasız Ortalama Zihinlerden Oluşması

Ortalama İnsan Kimdir?

Bir insan ‘tip’i düşünelim; yalnızca tek katmanlı düşünebilen, tüm evrenin boyutunu sınırlı algısı çerçevesinden ibaret sanan, zihni sürekli gereksiz gündelik tekrarlarla çalışan (O beni küçümsedi mi, hangi arabayı alsam -gibi), sanatın bilimin ve edebiyatın ne olduğunu bilmeyen ama duyduğu kadarından yola çıkarak en iyisini o bilen, kıyas -kıskançlık -rekabet -fitne -pislik -ahlaksızlık -ikiyüzlülük gibi özellikler sıkça davranışlarında görülen, gerçeklikten kopuk irrasyonel düşünebilen ve karar verebilen, duygu analizi yapamayan ama somut neden-sonuç takıntısını disrasyonel siyaha veya beyaza bağlayıp rahatlayan, lise düzeyindeki bir cümlenin ötesinde yazılmış yazıyı algılamakta güçlük çeken, yalnızlıktan korkan ve sürüye bağımlı, öznel düşüncesi sürünün gölgesi kadar olan psikolojik derinliksiz, davranışları ve kalıplı sözleri dünyanın her yerinde benzer göze çarpan bir insan modeli. Yalnız olduklarında veya önemli işlerin uzağında azar azar olduklarında zararlı olmayan, ciddiye alınacak değerde görülmeyen fakat sayı üstünlüğü ile birlikte vizyon gerektiren kurum ve koltuklarda yer aldıkları takdirde cehennemi getiren bir insan birimidir. Bu tür bir insan yapısı eve bile sokulmaması gerekirken bir koltuk kapmışlarsa anında dâhilerin, vizyonluların ve işi bilenlerin önünü nefretle keserler, bundan gurur duyarlar ve böcek kişilikleri değerli hissedilir. Yapılanı yıkarlar, başka deyişle neyin yapılmış veya neyin yıkılmakta olanın ayırt edici farkındalığı bile gelişmemiştir. Girdikleri yer saraydır ama onlardan sonra ahıra döner, güdümünde dönen her iş alanında kendi gibi özellikler ortaya çıkar; personellerin bencilliği, üste gereksiz itaat, dedikodu yoğunluğu, iş yapılmaktan çıkarak -mış’a dönüşmesi, vizyonsuzluk, kalite düşmanlığı, günü kurtarma ve uzun vadeli düşünmeye alaycılık, fedakârlığın empatinin sevginin paylaşmanın gülünç seviyesinde enayilik olarak görülmesi, mantıksız israf davranışları, güzellik algıların kötü yönde değişmesi, sertliğin kavganın ve tüketmeli davranışların normalleşmesi ve daha fazlası. Genelde beden dillerinde şunu görürsünüz onlarla konuşurken; “Sistem çürük, ben ne yapayım? Kendimi düşünmek zorundayım. Sistem bir çürük olmasaydı var ya, of, ne vizyonlu biri olurdum ama.” Zihinlerindeki snaptatik bağlantılar sınırlıdır; hayatta kalacak, barınacak ve karşı cinsle s..kişecek kadar temel özelliklerle sınırlıdır. Yüksek potansiyelli insan gördüklerinde önce korkarlar, sonra yetmeye çalışırlar, ardından da nefretle yok etmek isterler. Yüzlerinde mutlaka mide bulandırıcı tebessüm pozu vardır, o koltukta nasıl bir yüz ifadesi olması gerektiğini bilmedikleri içindir bu, küçümseyerek ama bu tevazuymuş gibi yapmaya çalışarak konuşurlar, onların başa geçtiği veya çoğunluk olduğu her yer donar; şarkılar susar, sanat çürür, kuşlar göç eder, dahiler yapıcılıktan yıkıcılığa geçer (En ağır bedel), yüksek potansiyeller üretimlerini durdurur, vizyonlular siner, kılık kıyafetler paçavra gibi görünür, saçlar yıkanmaz, duvardaki saatin sesi bile rahatsız edici hale gelir. Kurumlardaki işe almalarda zeka, eğitim, CV, görsel duruş anlamını kaybeder, itaat eden zekasızlığıyla uyumlu gibi görülen aptallar tercih edilir. Kurumların sosyal medyalarındaki tanıtım veya bildiri yazılarında bile görülür bu liyakatsizlik. Ortalama insanlar ortalama hayatlarıyla mutludur mutlu olmasına, fakat arka plandaki çürüme nasıl seyreder? Roma İmparatorluğu’nun son döneminde bizdeki benzer ortalama insan krizi gibi kurum koltuklarını işgal ettirdiler onlara, adaleti ve yasayı ele geçirdiler sonra, yüksek vizyondan ortalama insan zihni yapısına döndürüldü tüm akış ve Roma imparatorluğu, çöktü. Osmanlı Devleti’nin de son dönemi benzerdir, Abdulhamit’in 1858’de imzaladığı Dümayi Finün antlaşması sonrası devlet çöküşe geçmiş ve tüm kurumlar bugünkü ortalama zihinler yüzünden felç edilmiştir. Sovyetler Birliği, liyakatsizlik ve aydınlarına ettiği zulümler yüzünden kendi kendini parçalamıştır. Yakın dönemde Filistin, tüm hayatlarını ve varlıklarını yobazların eline bırakmış ve sonucu tüm toplumun hezeyan olmasıyla sonuçlanmıştır. Bosna Hersek’teki katliamın arka planı da benzerdir. Ve Türkiye, kendi kendini yok etmenin sınırındadır; bu çürümeyi, her konuda ortalama insan salgınını durdurmanın bir yolu bulunmazsa tarihteki örneklerin getirdiği yazgı değişmeyecektir. Ve ben hepinizden nefret ediyorum. Saygılarımla.

• • •

Ahmet Ünal/Ağustos 23, 2025/saat: 12:46/Tiksiniyorum tüm insanoğlundan

    • • •