Toplumumuz neden günden güne daha da toksikli hâle geliyor?

Toplumu Oluşturan Bireylerin Kibirli Davranışlara Tutunması ve Yüksek Farkındasızlık Çabası Bağlamında Kısa Bir Açımlama

Bunun bir sebebi dijital platformlarda, sosyal medyada çift vuruşlu pinpon topu gibi aralıksız dolaşan Amerikan popülizmi anlayışı kapsamında “ezilme ez, sen çok değerlisin, kimseye papuç bırakma, senden daha başka kimse yok, sen, sen sen sen sen” gibi zaten -üniversiteli olsa da olmasa da-  duyarlık oranları olağanın çok altındaki gelişmekte olan toplumlarda ve aynı toplumun yurt dışındaki göçmenlerinde, “genellikle” (Herkesi aynı kefeye koymak yanlış olabilir) insanların okuduğunu kendine ve çevresine zarar verecek ölçüde yanlış anlaması zaten kaçınılmazdır. Aslında tüm dikkate değer yazarlar, yazılarını ve eserlerini kendi okuyacakmış gibi yaratırlar. Böylece söz gelimi aforizmalar çok az insan grupları için katkı anlamına gelir. Başka deyişle, sözün gelişi olan aforizmalar aslında bunu okuyup yanlış anlayan insan türüne karşı nasıl savunma geliştirilmeli sorusuna cevap aramaktadır, ki kendinin asla toksit olduğuna inanmayan “masaya yatırdığımız kısımlardaki” toplum kişileri, aynen de özünü birilerine karşı savunacak bir kurban gibi görürler. İnsan doğası böyledir; okuduğu kitap sayısından, düşünsel kapasitesine, davranışlarındaki vasatlıktan hiçbir vasfı olmamasına kadar olan tüm var olan özelliklerine rağmen, o, yine de kendini zararlılardan biri olarak görmez; yere çöp atar, kediye tekme vurur veya hayvanlar konusunda zalimce konuşur, aile ve toplum manipülasyonunun boyunduruğundadır, sözleri akla uzaktır ve on, on beş adet yazar ismi bile sayamaz ayaküstü şekilde, fakat o yine de toplumun zararlı bir üyesi değil, aforizmalardaki felsefelerle kendini koruması gereken gruptadır. Kendini bir şekilde kandırır; okulda müfredatı ezberleyip mühendis veya dişçi olmuştur, ya da pilot belki de öğretmendir, ama gördüğü bir şeyi ikinci boyuttan sonra kavrayamaz, 5 tümceden oluşan bir cümleyi kulaklarıyla ilk defada anlayamaz, derinlikli düşünemez, sapla samanı ayıramaz, bir olayda topluluk içindeyse grubun kabul ettiği ortak görüşe kaptırır kendini, onlara aykırı çıkamaz ve hakikati göremez, biri ona anlatsa bile topluluk böyle yaptığı için o da reddeder, ama 21. YY dünyasındaki eğitim sisteminde müfredatı ezberleyip konum sahibi olmuştur, öyleyse o aforizmalardaki payı kurban tarafındadır. Ne ki günümüzde benim ısrarla üzerinde durduğum şeylerden biri şudur: Televizyonlarda bilim programları, ünlü profesörler ve nitelikli düşünürlerin yer alması ve akademik konular aktarmaları elbette yanlış değildir ancak belirli yönlerden de yanlış olabilir. Başka deyişle aslında çok verimli ve iyi bir şeydir bunlar fakat ben bu konuyu farklı bir açıdan incelemek istiyorum -doğru ya da yanlış saptaması yapmadan, sadece analiz çizgisinde kalacağım, nitekim bence de o programların olması, hiç olmamasından çok daha iyidir, ancak yine de farklı açılardan bir şeyler keşfetmek kötü değildir.- Çünkü gelişmekte olan toplumlarda insanlar (Buna yurt dışında yaşayan vasat Türk göçmenler de dâhil) duyduğu ve gördüğü her şeyi kapasitesi ölçüsünde anladıktan sonra, ona tutkuyla inanmaya ve en tehlikeli şey olan Çehov deyişiyle, “çok konuşan ama az anlayan” bir tutumla zarar verici olmaya eğilimlidirler, ki bir balığa kuş olduğuna inandırırsanız o balık tüm deniz canlıları için baş belası olacaktır. Nitekim profesörlerin, düşünürlerin ve hatta sanatçıların görsel platformlarda aktardığı kıymetli bilgileri, toplumda genellikle -doğru algılayamadıkları, zihinlerini yanlış anladıkları dokümanlarla doldurup kişiliklerinde anlamsız bir özgüven ve kibir oluşturduğu için- “genellikle” ciddi bir yüzde bağlamında olumsuz yönde karşılık bulduğunu düşünüyorum. Ama tekrar edeyim ben yine de bu platformlarda söz konusu türdeki programlara asla karşı değilim, yalnızca farklı bir açıdan değerlendirmek istiyorum ve saptama yapmadan, analiz çizgisinde kalma niyetindeyim. Devamında farz edelim ki, bu programları izleyen “çoğumuzun varlığından azap duyduğu” toplum kişisinden herhangi biri (Hepsi aynı kefeye konmaz elbet ama ben burada toksitli olanlarından bahsediyorum) İlber Ortaylı’nın üniversitede verdiği dersin birine katılsın ve bir saat dinlesin onu öğrencilerle birlikte, yüksek ihtimalle ders sonunda sorulan sorulara yanıt veremeyecek ve doğru sorular da soramayacaktır, aynı kişi belirtilen akademisyeni televizyonda izlediğindeyse, tüm anlatılan konuları anladığına dair zihninde yanlış bir sanı ile ‘herbokolog’ dedikleri şeye dönüşmesi ile sonuçlanmaktadır süreç. Ama tabii ne yapsınlar? Bilimi, ilimi görsel platformlardan kaldırıp ortalığı bir de abuk sabuk şeylere mi bıraksınlar, haklılar, ben buna cevap veremem, ama demek istediğim faydası oranında zarar verici yanları da en azından bilinsin istiyorum ve toplumsal bir tavırla bu farkındalık oluşsun, kolaya kaçmaya alışmış insanoğluna karşı dikkat edilsin istiyorum (Tıpkı şu aforizmalardaki uyarılar gibi, ha ha). Neyse devam edelim, insanları kibre, kurnazlığa, ezme çabası eğilimine iten başka hangi sebepler vardır? Saymazla bitmez tabii ki, ancak insanlar ne kadar daha çok kibir sahibi olursa, ne kadar daha çok tevazu yerine “ezilme ez” sloganıyla kendi kişiliğini ayaklar altına alırsa, o kadar çok mutsuz ve saygı görmedikleri bir konumda olacaklardır. Çünkü kibir özgüvensizlikten gelir, hadsizlik yetersizlikten, saygısızlık kişiliği alınmış bir birey olma sonucundan gelir. Düşünün ki size aylar önce hadsizlik yapan bir iş ortağınıza bugün barışçıl, özgüvenli, sade, mütevazı bir iletişimle bir konu talep ediyorsunuz ya da birkaç sene önceki bir tanışınıza onunla goygoy yaptığınız günleri özlediğinizi ifade ediyorsunuz: Genelde insanlardaki reaksiyon şöyle ortaya çıkıyor; “aman dur kendim! Ona hiç cevap vermeyeyim ki kendimi ezilmiş göstermeyeyim! Ben ezik değilim, ben özgüvensiz değilim!” Gibi bir karikatür davranışla birlikte sizin yüksek tevazulu iletişiminizi ilkel bir kabile kafasıyla reddediyor, bunu yaptığında dışardan kendinin nasıl göründüğüne dair fikri olmuyor ve karşınızdaki ortalamanın bir kişisi olarak, böylece siz de toplumun nasıl kendi kendini çürüttüğüne şahit oluyorsunuz. Aslında insanlar kendini önemseme zorunluluğunu bırakıp hakikat arayışına, yani kendini aramaya gayret etseler, toplumdaki toksitlik giderek kaybolma belirtileri gösterecektir. Ben bu noktada sanatçılara, aydınlara ve yazarlara çok büyük iş düştüğünü düşünüyorum (Kendim de dâhil, üzerime düşeni yapmam noktasında takdir sizlerindir) ancak gelin görün ki onların kendi içinde de benzer bir durum var. 😊 Ezmek, aşağılamak, saldırmak ve küfretmek dünyanın en kolay kabile davranışı olabilir ama asıl zor olan başkalarını değil kendini değiştirmektir, okumaktır, tiyatroya gitmektir, hakikatte kendini görmek istemektir, kitleye göre yaşamamaktır, dünya edebiyatında, dünya sanatında ve dünya toplumunda neler yaşanıyor bunları merak etmektir, komşuna sevgiyle yaklaşabilmektir, yanlışa yanlışla cevap vermemektir, kin tutmamaktır, kibri ve benzer her şeyden kurtulup özünü aramaktır, karşılıksız ve sessiz iyilikler yapmaktır, hayata minnet etmektir, yeni bir kitap edinmenin coşkusunu yaşamaktır, mektup yazmaktır,  niyet okumamayı öğrenmektir (Bunu hakiki salaklar yapar genelde), yürüyüş yapmak, sessiz ve yalnız kalmayı öğrenmek, kendini dinlemek, içinde şefkat geliştirmektir. “Ezme gerekirse ezil, sen değil hakikat öncelik olsun, seni değerli yapan ‘sen’ değil, davranışlarındaki olumluluklardır” söz konusu aforizmaları bu yönde değiştirmek daha sağlıklı olacaktır. Mesela dikkat edin, toksit zehriyle zombiye dönüşmüş herhangi biri, koşulların, onun birine saygısızlık yapacağı ortamı kendiliğinden ortaya çıkardığında, hiç acımayacaktır, direkt “oh fırsat bana geldi şimdi, dur şunun bana işi düştü hemen ona kabalık yapayım ve kendimi ispatlayayım” kitlesel güdüm izleğinde derhal bozuk bir davranışını sergileyecektir. Kendisini buna yakıştıramadan layık olmadığını bildiği sıradan ve samimi bir mesajı almasına anlam veremeyecek, kendine en sık ne yapılıyorsa o da belirtilen kişiye aynısını yapacaktır tavır olarak. E, hani çok değerliydi bu kişi? Benliği evrenin en kıymetli varlığıydı ne oldu? Toksitli zehri onu korudu mu? Hayır, ona kabalık yaptırdı, ilkel insana dönüştürdü, ayaklar altına aldırdı, karşıdaki kişinin “ne aptal biri bu” demesine yol açtı. Unutmayın küçük davranışları küçük insanlar yapar, soylu davranışları ise büyük insanlar. Akademiler, kolejler, sanat dünyası, kısacası tüm birimlerde kendi dünyası oranında benzer toksitlilik süregitmektedir. İnsanlar hakikat değil kendilerinin önemli olduğuna inandırılmaya devam edildikçe, daha nice çok anlamsız davranışlar gözlemleyeceğiz gibi görünüyor. Popüler kültür, popüler sanat ve popüler edebiyat; insanların kendi zihnini zorladıklarına, kendilerinin tam oluşlarına, bu yarı okur yazar kent insanlarının ortalamasına göre hesap edilmiş filmlerle tiyatrolarla kitaplarla onları yormadan sıkmadan sanatsal eserleri bile anladıklarına ikna edip kandırdıkları sürece, kolejlerde, devlet okullarında, tiyatro kurumlarında, yayınevlerinde ve ulusumuzu ileri taşıyacak tüm alanlarda vasat insanlar karar verici olmaya, neslimizi yerinde saydırmaya, göze görünürlere önemle içerikleri boşaltmaya, nitelikli insanların ülkeye küsmelerine, kısacası her anlamda yokuş aşağı gitmeye sebep olma bağlamında devam edeceklerdir. Son olarak sizlere en büyük tavsiyem, davranışları bozuk olan kim olursa olsun ondan uzak durun. Gözlerinize sağlık, iyi geceler.

Ahmet Ünal, 02:54, 15 Kasım 2024

• • •

    • • •