
Zincirli zihinler
***
Sıradan bir gündür. Bir caddede üç market vardır. Alfar Konal genelde üç marketten de alışveriş yapar. Girer sarı markete, bir etikette indirim vardır, pudingtir bu, tamamlar alışverişini.
-Alfar Konal: Domatesler normal.
-Ödeme? Temassız tamam.
Fişi alır, fişi verirken kasiyer Alfar elini uzatmasına rağmen abanmalı bir haraketle kasa tezgahına çakar. Anlamsızdır hareketi. Kendisinin de anlamsız olması gibi. Fişe baktığında domateslerin yüksek fiyattan geçirildiğini ve pudingin indirimsiz şekilde tanımlandığını fark eder.
-Bu markette sürekli aynı şeyi yaşıyorum, ben seni uyardım ama domatesler normal diye, ve puding indirimde o da indirimsiz geçilmiş.
Fişi hışımla kasiyerin önüne atar kendisine az önce yapılan gibi, kasiyerin küçük kötü niyetinin en başından beri farkındadır Alfar Konal, senli benli konuşması bilinçli şekildedir kasiyerle.
-Ama domastes normal mi diye sordum ben size yok dediniz. Puding ise indirimde değil.
Kasiyer bu şizofreniye benzer kurguyu, Alfar’ın kışkırtıcı sert ve kurumsal güveni andıran bir doğallık tonlamasına karşılık sanki götüne vibratör sokulmaya çalışan birinin savunma telaşıyla ve gayet, inanarak söylemiştir. Alfar Konal bezdiği için ayaküstü hemen yalan söyleyebilen insanların düş gücü kanalizasyonundan, tepki bile vermemiştir o söze.
-Alfar Konal: Al şu fişi, git önce puding etiketini teyit et, sonra şu kemara seslidir muhtemelen kim ne demiş kulağınla güzelce bir dinle, ve farkı iade et. Zamanım yok, acele et. (Azarlayarak söyler)
Kasiyer suratını buruşturup cevap veremediği için etikete gider, geri gelir ve sessiz kalarak ara farkı hesaplar. Poşet, tezgahın üstündedir, kasiyer işlem yaparken birden izinsiz poşetin içine elini sokarak ürünün etiketini teyit etmeye kalkışır;
-Alfar Konal: Hop hop. Ben veririm. Çek elini. (Oldukça yüksek sesle).
Kasiyerin iyice özgüveni dağılmıştır. Küçük kötü niyetini yanlış kişiye karşı denemiştir ve kendinde patlamıştır ne varsa. Alfar Konal farkı alır ve tek kelime etmeden kapıyı sertçe açarak, ölçülü şekilde topuklar.
***
Alfar Konal mavi markete girer, başka bir gündür. Kasiyer işe yeni başlamıştır, diğer kasiyerler Alfar Konal’a yumuşak davranır ve işini hızlı hallederler. Yeni kişi minyon ve kemikli bir bedene sahiptir, sanki ufak bir iskelete azıcık et alçısı bulamişlar gibi, kişinin bakışları dizonor yavrusunu andırır. Kafası sağa sola hızlı hareket eder ve burnu sivridir biraz. Alfar Konal kibarca ürünlerini tezgaha koyar,
-Alfar Konal: Domatesler normal.
-Hepsi normal zaten (Birden küfüre yanıt verir gibi bir tepkiyle söylemiştir kasiyer)
Cevap vermez Alfar Konal. Ürünler geçilir, fişi alır ve domasteslerin pembe domates olarak geçildiğini fark eder, arada neredeyse otuz lira fiyat farkı vardır. Döner geri Alfar Konal, kasa sırası uzundur biraz, işlemde olan kişiye kibarca işaret eder ve fişi kadına göstererek,
-Fiyat farkını ayarlayın lütfen, der, ve hiç sertlik göstermez. İşe yeni başlamasına saygı duymuştur bir şekilde.
Kadın hızlı hızlı, suçlayıcı ve başı kalabalıkken kendine mobbing yapılıyormuş gibi savunmacı bir algıyla suçunun sorumluluğunu üstlenmemekte ısrarcı tavırlar sergiler, özür dilemediği gibi burnundan solur ve para iadesini yaparken Alfar’a saygısızca, Alfar elini uzatmasına rağmen tezgaha dan diye çakar parayı. Alfar kayıtsızca parayı alır, sâkince kapıyı açar ve özellikle çok ölçülü adımlarla sessizce uzaklaşır. Geri dönecektir Alfar, ve kasiyer bunu bilmemektedir. Bir iki gün geçer. Çok titiz bir düşünceyle ‘kendi çapında ufak kaba davranışlar işte boş ver ciddiye alma herkes kendi seviyesinde davranır’ durumuna isyan etmek için bunu yapmak ister, bizzat küçük davranışa büyük tepki vermek ister, tamamen bile isteye, sanki tüm, yılların biriktirdiği ciddiye alınmadıkları için kendilerinde hak görüp durdukları küçük davranışlarına denk bir davranışın zamanı şimdi gelmiş gibi bir bunaltıyla. Alfar Konal marketin çevresine gider bu bağlamda, doğru zamanı beklemektedir. Aynı kasiyer kasada mı diye bakar. Kasadadır ve uzun bir sıra vardır orada. Tam istediği gibidir Alfar’ın her şey. Kötülüğe karşı cezalandırıcı olmaya çabalar Alfar Konal, asla taviz vermek istememeye çalışır bundan. Özellikle küçük kötü niyetlerin çok fazla tehlikeli olduğunu düşünür. Girer markete, iki adet ufak kek seçer, sıraya girer, arkasına on kişi dizilir, sıra Alfar’a gelir, herkesin içinde kekleri sertçe kasiyerin göğsüne fırlatır, sakindir.
-Alfar Konal: Temassız (Hakaret ederek söyler, azarlayarak, sıradakiler korkmuştur Alfar’ın tavırlarından)
Kasiyer sıradaki insanlardan medet umar ve asla destek alamayacağını anlar. Şok geçirmektedir, sanki en ufak bir yanlış hareketinde Alfar girişecektir ona.
-Alfar: Beyinsiz işte. Hala işlemim bitmedi. Tam bir beyinsiz (kendi kendine yüksek sesle söyler, ortaya, kimse karşılık veremez).
Kadın donmuştur. Alfar kartı okutur ve pos cihazına vurur bir tane,
-Alfar Konal: Şu sıçtığımın şeyini adam gibi çevir bana bir dahakine.
Bunu der ve fişi beklemeden kapıyı oldukça sert açarak çıkar gider. Kasiyerin dudakları büzüşerek titremektedir o esnada. Hiç kimse bir şey sormaz ona. Çünkü Alfar Konal, önceden her şeyi hesaplamıştır.
***
Alfar Konal yirmili yaşlarının ortasında sürekli bir restorana takılmaktadır. Habire balık çorbası ve çoban kavurması yer. Nar çiçeği şerbeti ve dondurmalı sufle. Ekonomik durumu fena değildir o aralar. Zafer vardır orada, adı Zafer yani, götü ile gövdesi enine aynı boydadır, kırklı yaşlarda dişleri takma ve kafası muz gibi uzundur. Alfar Konal’ı çok sever, sürekli ona torpil yapar ve yemeğini yerken yanına gelip ondan hikayeler dinler, bayılır buna Zafer. Sürekli politikadan konuşması Zafer’in, Alfar Konal’ın uzunca bir süre dikkatini çeker. Bir şekilde, Zafer ona samimi görünür. Paşabahçe sosyal tesisleridir burası, ve sürekli zırlayan çocuklarıyla aileler gider oraya, Alfar Konal çocuk sesinden nefret ettiği için, Zafer hepsinden uzak bir köşe ayarlamıştır Alfar’a. Sanki Alfar içeriye girince, Zafer boğucu bir dünyadan kurtulmanın hasretine kavuşuyormuş gibi olur.
-Kanka, bu amcik kafalı köylüler var ya, bir gün elime alacam sopayı dalacam bir masaya, bıktım ya.
O sırada yan masadan biri seslenir Zafer’e. Toparlanır ve neredeyse önünü ilikleyerek,
-Hemen efendim, hemen iletiyorum siparişinizi.
-Öyle işte kanka, Alfar. Bu amciklar nereye oy atacağını bile bilmiyor. Paris’e gitmek istiyorum Paris’e. Ben Paris’teyken, yani orada garsonluk yaptım Alfar, kanka, korna sesi bile yok, yemin ediyorum yok, buradaki öküzler anasının amı sikiliyormuş da onu engellemek içinmiş gibi dat dat kornaya basıyorlar. Orospu çocukları. Hele şu masa var ya, gördün mü kanka, Alfar, şurası şurası evet, minibüsle gelmişler orospu çocukları, siktirin gidin evinizde zıkkımlanın, köleniz miyiz biz.
Tekrar biri seslenir ona, önünü ilikleyerek gider ve kibarca cevap verir Zafer. Lisans mezunu bir garson çalışmaktadır ayrıca orada, yüzü kafes dövüşçülerini andıran bir soğukluktadır, orta boylu ve hiç uykusunu alamamış bakışları vardır suratında. Yanından geçerken Alfar’ın, kendiyle ciddi bir şikayet tonuyla konuşarak Alfar’a bakar,
-Abi şu siktiğimin öğrencilerinden nefret ediyorum. Siktirin gidin evinizde yiyin ya.
Alfar gülümser ona. Zafer tekrar döner,
-Kanka, Alfar, nerede kalmıştık. Paris’te bir manita yapmıştım, abi buradaki kadınlar tırt, kadın var ya kanka, Alfar, of, doymuyor abi.
Uyduruyordu Zafer hepsini. Alfar anlamamış gibi yaparak dinliyordu onu sürekli. Paris’e ise hiç gitmemişti, oradan buradan duyduklarını uydurarak Paris’e gitmiş biri gibi hikaye yazıyordu kendine. Sempatikti Zafer. Günlerden bir gün Alfar elinde bir kitapla girdi içeri, Zafer her zamanki gibi masasına koşmuştu,
-Al Zafer, bu benden sana hediye. Hayvan Çiftliği adı, politikayla ilgileniyorsun, seversin.
İlgisizce almıştı kitabı, sayfaları kullanmıştı.
-Tamam kanka okurum, söz valla bak.
Alfar müziğin sesini biraz kıstırmıştı restoranda, Zafer yarım saat sonra dönmüştü yanına onun,
-Alfar kanka, oğlum bu çocuk kitabı lan, ne politikası, içinde hayvanlar var, domuz falan var, çiftlik, politika değil oğlum bu, ha ha ha.
Doğal karşılayarak cevap vermemişti Alfar, böyle bir tepki alacağını biliyordu. Belki de görmek istemişti, biraz canlı mizah duygusu yaşamak için olsa gerekti. Ara ara yaptığı gibi. Alfar Konal restorandan çıktı, tesislerin büfe kısmına geçti, çay sipariş etmişti ki, Zafer’in mesaisi bitmiş ve arabasına atlamıştı. Alfar Konal, elindeki karton bardaktaki çayını yudumlarken, Zafer’in kornayı kusturarak kalabalığın arasından nasıl geçmeye çalıştığını seyretti.
***
Ahmet Ünal/18:09/23.04.2026/Bu sefer not mot yok buraya.
• • •