
Herhangi Bir Yabancı Dil Öğrenmek İçin İzlenecek Temel İlkeler
Dünyevi insan kişilerinin kitlesel anlayış oluşturduğu her akla gelen konu gibi, yabancı dil öğrenme noktasında da belli başlı yanlış yargı ve kalıplar mevcuttur. Bunları sıralamama gerek yoktur çünkü hepimizin bildiği şeylerdir ve şu dil bu dile göre daha zordur gibi inanılmaz derecede saçma ve bilim dışı yargı ve kitlesel inanışlar da konunun cabasıdır. Bununla birlikte söz gelimi kalıplar size fayda sağlamaz değildir elbette ki, tıpkı önünüzde duran masadaki kırmızı bir elmayı alıp hatır hutur yemek yerine, bahçedeki ağacın en tepesine tırmanıp tam olmamış bir elmayı yemeye çalışmak gibi. Neticede ağaçtaki elmayı yemenizde herhangi bir sakınca olmaz, bir elma yemedim de dememiş olmazsınız ama bu gereksizdir. Aslında size dili çabucak öğrenmenin yolu, kendinizi ne kadar bildiğiniz ve tanıdığınızla ilgilidir desem, sanırım biraz kafanız karışabilir, ama açıklık getireceğim her birine endişe etmeyin. En önce dil öğrenmek de herhangi bir şeyi ne kadar yeterli öğrenebilme becerisiyle paraleldir; dünden bugüne kendinizi geliştiren, her gün yeni şeyler öğrenen, manyak gibi kitap okuyan ve yürüyüşlerle birlikte yoga gibi alanlara da meraklı biriyseniz, tabii ki akşama kadar hiçbir şey yapmayan kişiye göre dil öğrenme konusunda da ondan daha yetenekli olacaksınızdır. Günün hangi saatinde acıktığınızı, hangi saatinde uyuduğunuzu ya da hangi mevsimi daha çok sevdiğinizi fark edecek kadar kendinizi tanıyor musunuz? Güzel, o zaman farkında olmadığınız bir tarzınız var demektir bu. Ayrıca yaşamınızda uzmanlaştığınız herhangi bir alan varsa, o işi kendi tarzınızda yapmayı ve aynı işte nasıl gelişeceğinizi hiçbir çevresel etki altında kalmadan biliyorsanız, dil öğrenmenin yolu da, sizi hızlıca öğrenme zirvesine taşıyacak yöntemlerin kendinize hangisinin uygun olduğunu keşfetmekten geçer. Çünkü her insanın öğrenme tarzı aynı değildir, bazıları alt yazılı filmlerle iyi öğrenir bazıları ise dile canlı maruz kalarak, başka kimselerse gramer öğrenerek; nitekim her insan kendi öğrendiği yöntemin en doğrusu olduğu inancıyla yabancı dil öğrenme ilkelerini saptayıp durur. Dünya eğitim sistemi, Bologna süreci denen ortak bir müfredat mantığındaki bir yoldan geçer, tüm insanlar hangi bölüm olursa olsun (Sanat bölümlerini ayırabiliriz burada, çünkü sanatın kendine has doğası vardır), genellikle tek bir yöntemin güdümü altında bireye özel değil topluluğa özel biçimde kişilere tanımlanır. Oysaki her insanın kendi dünyası ve eşref saati vardır, eğitimi doğru sindirebilmesi için koşulların kişiye uygun şekilde bir araya getirilmesi gerekir (En azından insan kendi kendine bir şeyler öğrenmek isterse böyle yapmalıdır), ne ki dil öğrenme bağlamında ilk diller, ilkel insanların birbirlerine uyarıcı sesler çıkarması yoluyla ortaya çıkmıştır, bir aslan görüldüğündeki ıslık sesiyle dost çağırma ıslık sesinin tonları ile başlayan ses farklılaşması ile iletişim, o tarihleri takip eden yüzyıllar boyunca yüzlerce farklı dilin ortaya çıkması ile devam etmiştir. Her insanın biyo epi-genetik yapısında dil öğrenme yatkınlığı ve becerisi tanımlıdır ve dil öğrenmenin en büyük engeli, her yerde olduğu gibi çok bilmiş vasat insanların ilgili kişiyi caydırma çabasından geçer. İlk kural şudur: Kendini bul, kendini tanı, kendin ol ve öğrenme sürecinde çevreyle olan bağını tamamen kopar, olumlu ya da olumsuz yorumlardan etkilenme, çünkü her insan genellikle her yaşta her dili öğrenebilir. Kimine Fransızca daha basit gelir, kimineyse Almanca, başka birine de Japonca daha basit gelebilir, örneğin ben İngilizceyi kendi kendime öğrendim ama Almancayı daha kolay öğrendim, bana Almanca daha basit gelmişti, gerçi İngilizcede de hiç zorlanmamıştım ama tek yaptığım, neyi nasıl nerede kendime vermem gerektiğini benden daha iyi kimsenin bilmediğini bilmemden geçmişti. Dahası ana dilinizi çok iyi bilmeniz ve buna yüksek düzeyde hakim olmanız, bir başka dil öğrenme bağlamındaki en büyük belirleyici faktörlerdendir, çünkü kendi dilinde beş yüz kelimeyle yazıp konuşan birinin yarı dili var anlamına gelir bu, pek kitap okumamış, İstanbul Türkçesini iyi öğrenememiş ve etkili anlatı yapacak düzeyi çoğu zaman olmamıştır sonucuna vardırır bizi söz konusu olan. Yabancı ülkelere gittiyseniz eğer, oradaki Türk göçmenlerin çoğunda genellikle ne Türkçeyi ne de yaşadığı ülkedeki dili tam olarak konuşamadığını görürsünüz, yüz yüz elli kelime ile sınırlıdır iki dillerinin toplamı da, demek istediğim ana dilinizi iyice öğrenirseniz, söz gelimi göçmenlerin çoğunluğundaki gibi zorluklar yaşamazsınız. Örneğin İstanbul’da doğup büyüdünüz ve Anadolu’nun bir köyüne gittiniz, oradaki yöresel ağızlara ilk etapta yabancılaşsanız da bir süre sonra “dil öğrenme biyo epi-genetik” özellikleriniz sayesinde siz de aynı ağzı yapabilir hâle gelirsiniz, yabancı bir dil öğrenme adaptasyonu da buna benzer bir şeydir, sizin kendi disiplininiz bağlamında sınırlarınızı ne kadar zorlayabildiğinizle ete kemiğe bürünecektir süreç, ki, kendi dilinizi doğru telaffuz edemezseniz başka dili de edemeyeceksinizdir yüksek ihtimalle, o nedenle doğru Türkçeyi kullanan tek kurum tiyatro kurumlarıdır, tiyatro oyuncularının neyi nasıl telaffuz ettiklerine dikkat etmelisiniz, yabancı ülkelerde uzun süre yaşama durumunuz olursa da, oranın tiyatro kurumlarında aktörlerden duymaya çalışabilirsiniz telaffuz kelimelerini, sokak doğru konuşamaz (Ama iyi pratik sahalarıdır), hiçbir ülkede pek mümkün değildir bu, özetleyecek olursak kendi tarzınızı bulmak, disipline girmek, tutku edinmek (Neden öğrenmek istiyorsunuz? İş için mi? Ya da ne için? Tutkunuzun cevabı belirleyicidir), vasat insanlara maruz kalmamak, her insanın dil öğrenme yeteneği olduğunun farkında olmak, relax olmak, hata yapmaktan korkmamak, iyi gözlemlemek, dilin matematiğini iyi kavramak, en az 1000 kelime ezberlemiş olmak; ve bunları kendi tarzınızı bularak sentezlemek. Size faydası olacağını umduğum birkaç teknik sunmak iyi olur: İşe yabancı dilde düşünmeye başlayabilirsiniz, mesela odanıza girdiniz; temel düzeyde yabancı dilde düşünün ve iç sesinizle etrafa bakarak kendi kendinize yabancı dilde düşünerek konuşabilirsiniz; This is a pencil, i am scared because the bedroom is so quiet and so cold, i am so happy, where is my mum? Where is my phone? Ah, yes, my phone is in my pocket, the bedroom is light off, gibi… Odanıza hayali bir oda arkadaşı yaratın, günlerce onunla birlikte karşınızdaymış gibi önceki mantıkta yabancı dilde düşünerek yavaş yavaş sohbet edin, mesela dışarıdasınız, eve dönünce hayali arkadaşınızla ne konuşacaksınız bunu tasarlayın -inanın bana çok keyiflidir- konu bulun, gün boyunca zihninizde prova yapın ve akşam döndünüz eve, girdiniz odaya; hello Linda! How are you? You will never believe what happened today. By the way, are you hungry? Gibi gibi, burada önemli olan yabancı dilde düşünmek ve yavaş yavaş acele etmeden konuşmaktır. Günde en sık kullandığınız Türkçe kelimeleri zihninizde yabancı dile çevirip ezberleyebilirsiniz. Sonra tümce sonra cümle ve sonra ufak alıştırmalar. Evde, odanızda hayali olarak uçaktan indiniz ve pasaport kontrolündesiniz, memurla konuşun yavaş yavaş, nasıl olsa vakit bol odanızda acele etmeyin ve buna benzer birçok alıştırma yapabilirsiniz. Ama zihninizin kas hafızasını yabancı dilde düşünmeye programlamaya çalışın mutlaka. Diğer yandan yabancı dilde hayali birine aşk mektubu yazabilirsiniz, alın bir kalem kağıt, başlayın içinizi dökmeye, ama yabancı dilde düşünerek basit kelime ve cümlelerle yapabilirsiniz bir güzel söz konusu şeyi. Bununla birlikte kendi bulduğunuz tarzınızda belki akşama kadar Netflix’te alt yazılı film izlemek yatıyordur, belki kitap alıp incelemek ve belki de o ülkeye ait bir sevgili bulmak… Tarzınız, yaşayış biçiminiz, dünyaya baktığınız yer, vizyonunuz, kendinizi her açıdan nesnel görebilme kapasiteniz, bunun gibi sayısız etmenler sizin düşlediğiniz gürbüzlü yolları bir bir açacaktır, ne olursa olsun bence yapabilirsiniz, yalnızca irrasyonel yaşayan vizyonsuz insanların çizdiği belli kalıplarla meşgul olmayın yeter. Sizi eyleme getiren vazgeçilmez tutkuların motivasyonu, başkalarıyla çatışan amaçlarınızın engelleriyle sarsılmadan ayakta kalabilmek, hayatın kaostan, mücadelen ve engellerden ibaret olduğunu unutmadan karşılaştığınız her engele tevazu ve problem çözme odaklı yaklaşmak, vazgeçmemek ve eğer tutkularınızdan eminseniz bunun keyfini yaşamak ve içsel motivasyonunuza güvenmek… Görüşmek üzere; see you later, auf wiedersehen. 😊
Ahmet Ünal, 03:43, 18 Kasım 2024, Anadoluhisarı
• • •
• • •