Yazarlık?

Yazı Yazmaması Gerekenler Üzerine Entelektüel Değerlendirmeler

Ne ki son söyleyeceğimi en başta dile getirmek isterim; -yazarlığı siz seçemezsiniz, o sizi seçer ve yüksek ihtimalle bu yazımı okuyan hemen hemen hiç kimse yapacağım yazarlık tanımına giremeyecektir (Tabii bu kısa makalemi Dostoyevski okumuyorsa)- Öte yandan “yazmak” kelimesinin eski Yunanca kökeni, ýfasma; yani örtülen, bireşen, dokunan veya örümcek ağı anlamına gelen ve dilimizde “duyumsanan sezginin dışavurumu” şeklinde günümüze kadar çeşitli değişik simge ve kavramlarla gelmiş, bugün de ‘yazarlık’ olarak bilinen bir kelimedir. Devamında benim gözümden yazarlığın tek celsedeki yorumu ise şöyledir: “Çocukluk ve ergenlik çağında yaşıtlarından, ailesinden ve akrabalarından ileri düzeyde algılama kapasitesine sahip şekilde dışlanarak ve şiddet görerek büyümüş, bir şekilde kendini hem sokak biliminde hem de akademik dünyada uzmanlaştırmış, geçmişin şimdinin ve geleceğin dünyasını gerek okuduğu binlerce kitap sayesinde gerekse de her ânıyla bilinci ve bilinç dışının bağlantısallığına hâkim olması bağlamında: Yoksulluğun, acının, dışlanmanın ve benzer sıradan bir kimsenin asla kaldıramayacağı yaşamsal felaketleri sonuna kadar yaşayarak öğrenmiş ve tüm bunları entelektüel bir noktada üretime çevirebilmiş kişilere ‘yazar’ denir.” Başka deyişle dünyanın en yüksek düşünsel becerisine sahip bireyler yazar olabilir. Böylece yazarlığı siz seçemezsiniz, yazarlık sizi seçer. Ayrıca bir araştırma kitabı, şu kişisel gelişim dedikleri şeyleri ve benzer incelemeye dayalı yazınları yazanlar da yazarlık tanımına girer mi diye soracak olursanız, buna cevap hayır tabii ki olacaktır. Tiyatro piyesleri, romanlar, şiirler, destanlar, hikayeler, öyküler veya benzer şekilde hayal bilimine dayalı beceriyle yazılabilen yazı sanatının karşılığına denk gelmektedir ‘yazarlık.’ Diğer yandan sıradan insanların göremediği her şeyi görebilme yetisine sahip olmalıdır ki, anlatacak bir şeyleri olsun. Bununla birlikte araştırmalara göre ülkemizdeki yüzde seksenlik bir kesim “toplumun üstünde bir bilişsel beceriye sahip olduğuna” inanıyormuş, aynı içerikteki başka anketlere göre de, “Yüzlerce insanlar bağlamında bir evin içinde yaşayan dört ayrı kimseye ‘bu hanede en çok kim emek veriyor?’ diye sorulunca, yüzde yüzü ‘ben’ şeklinde” cevap vermişler. Nitekim bu verilerden de anlaşıldığına göre özellikle günümüz insanı popüler kültürün kandırmacasıyla birlikte kendini olduğundan başka görmekte ve neredeyse tüm hayatı ile irrasyonel yaşamaktadır, ne ki yaptığım yazarlık tanımına, “Ah, benim hayatım da aynen benzer acılarla geçti, ah aynı beni tarif etti” gibi son derece sulanmış komik ve gerçekdışı tepkilerin önünü almak için bu cümleyle konunun ciddiyetinin altını çizmek isterim, ayrıca benim yaptığım yazarlık tanımına dünyanın yüzde ikilik bir kısmının yüzde biri girmektedir; böylesine seçkin bir gruba girmek, aynaya baktığınızda gördüğünüz kişiden çok daha fazlasını gerektirir. İşin sırrı da buradadır zaten; sıradan insanlar hakiki yazarların çektiği acıları ömürleri boyunca duysalar da görseler de anlayamazlar, ki kendileri zaten benzer acılarla karşılaşmaları mümkün olamayacağı için, bu boyutsal bağlantı tamamen imkansızdır. Ülkemizde, burnu kanasa bunun kitabını yazmak isteyen bayağı ve eğitimsiz milyonlarca insan bulunmaktadır, öyle ki tuhaf tuhaf kitap başlıklarıyla kişisel gelişim adını verdikleri (Her kitap kişiliği geliştirir, kişisel gelişim bir popülist kavramdır) yazı kirliliklerine binlerce lira para harcayarak, sadece bu sonradan görme kitlenin paralarıyla ayakta kalan anlaşmalı yayınevleri edebiyat sanatına ihanet etmektedir (Maalesef aynı şey sinemada, tiyatroda ve akademilerde de mevcuttur), kırtasiye mantığında parasını alıp onların yarı okur yazar yazılarını kitaplaştırdıkları bu insanların, az önceki anket örneği eşgüdümünde ‘parayı basıp yazar kimliği edindiklerine inandıkları, nasıl entelektüel oldum ama dedikleri’ ilginç ve tragi-komik bir kitle ortaya çıkarmışlardır. Türkiye’de kitap okuma oranı çok düşük olmasına karşın kitap yazma isteği oranı çok yüksektir, bunun nedeniyse söz konusu anket sonuçlarıdır. İnsanlar, annesinden bir terlik yese bile bunun adına acı deyiverebiliyor ve gerçek çilekeş, güzel insanlara karşı suç işleyebiliyorlardır. Veya benzer kimseler köyden şehre gelip iş kurmuştur, az biraz eline para geçmiştir, o süreç boyunca ortalama bir eziyet çekmiştir ve buna da acı demiştir. Hayır kardeşim, demagoji yapma, sen asla acı çekemeyeceksin, senin zihinsel doğan buna müsait değil ve asla eziyet çekemeyecek bir zihni verdiği için Tanrı’ya teşekkür etmelisin, neticede sıradanlık mutluluktur derler. Yanı sıra bu tür grubun (Ergenliğinde ve çocukluğunda diğer herkesten algı üstünlüğü olmayan) iyi ailede yetişmiş, harika eğitimler almış ve yurt dışında dünyanın önde gelen üniversitelerinde gördüklerini severek ve iyi niyetle öğrenmiş ve elli yaşını aşıp edebiyat camiasında bugün popüler olmuş kişiler vardır; onlar yazar değil iyi bir edebiyatçı olarak nitelenmelidir, yüksek bir iç memnuniyetle ve sadece öğrendiği acının okuduğu eserlerle hayata dair gözlemle sınırlı kalması, ya da belli yaşın dönemleri bağlamında erken yenilgilerinde düştüğü boşlukların yaşamın cehennemli dibindeki boşluğa uzak olarak ‘sıradan bir derinliğin ötesine geçememesi’ durumu yazarlığı eksik etmektedir, böyle bir durumsa bu kişiyi sadece iyi bir edebiyatçı yapmaktadır. Dedim ya, siz değil, yazarlık sizi seçer…

Ahmet Ünal/22:05/01.01.2025

• • •

    • • •