Yıkıntıların Çemberlediği Cehennem

Kulaklığımdan müzik açmış uzanıyordum, yorgunluktan başka bir şeydi bu, cehennemden gelen, bir sır, veya yaşayan insanlığın yapıp bilmiyormuş gibi davrandığı toplu kıyım, elimi bile kaldıramıyordum, yüzüme götürüp ovuşturmam için enerji gerekiyordu, yoktu ama. Üstümde birini hayal ettim, baştan yarattım onu, hiç olmayan bir kadını hayal edip üstümde gezdirttim. Bu halde bile ne yaratıcıydım ama değil mi, ha ha. Telefonumu aldım elime sonra, Facebook’a girdiğimde bir babaannenin şaka olsun diye dudaklarına ruj sürmesini andıran ilk hisle önüme düşen bir profil görmüştüm, ilgilenmeden çıkar tuşuna basmak istedim ama kazara elim takılınca sayfasında bulmuştum kendimi, estağfurullah değildi ama babaanne normal bir kadındı, bilerek önerttiği izlenimine kapılmıştım profilin, başka isimle kendi fotoğrafını koymuştu, tersi olsa daha iyi değil miydi demiştim kendi kendime, eskilerden temas ettiğim bir kadındı bu, aklımda yer edinmek istiyordu, eskort isimleri gibiydi, görüntünün enerjisi bulduğu isimle öyle tamamlanıyordu sanki, estetik yaptırmıştı burnuna, hangi erkeklerinden biri burnun çirkin demişti acaba, gerçek sevgili olmadan ayrıldığımız on sene öncesinden beri takip edip duruyordu beni bir sürü fake hesaplarla, yıllarca ara ara başka biriymiş gibi kendine bana kimsiniz yazdırdığı fikrine kapılmıştım, başka fuckbodylerinden içine çektiği bayağılıkları bende arındırma düşüncesiyle terk etmişti sözde, bir hafta sonra hatırlamakta zorlandığım ayrılık sonrası onun bana değil benim ona ihtiyacım olduğu inancını yıllarca içinde taşımış olduğu düşüncesi oluşmuştu bende, oysa kimsenin kimseye ihtiyacı yoktu tabii, görüntüye bakarken nasıl olsa kimse iç sesimi duymuyor diye tuhaf kaçışıyla son halindeki dönüşü arasında bağlantı kurup içten içte gülümsemiştim ama sonra durdum, kimsenin görüntüsüyle alay etmek benim tarzım değil demiştim, hayır, kimseyle alay edemezsin Alfar Konal, analizini yap geç. Bir papatyanın sarı oyuğunu tırnak uçlarıyla didiştirmekten farksız tek başımalıkla bakıyordum hala fotoğrafına; doğum sonrası seyrelme var gibiydi saçlarında, ama bundan kaynaklı mıydı emin olamamıştım, kürtaj da olabilirdi demiştim kimsenin bilmediği mahrem analizlerimle, VPN’lerle başka kişiymiş gibi girerek Kıyı yazılarımı neredeyse her gün okuyordu, ne anlıyor acaba diyordum içimden. Geçen sene kapüşonunu iyice çekerek beni durağın içinde bile izlemişti, aslında başka kadın yapsa sempatik olabilirdi ama sağlıklı bir durum değil gibi hissetmiştim o an, açıkçası hiçbir davranışı sağlıklı değildi. Değerlendirmelerim devam ettikçe ölmüş bir anneannenin herhangi anısına kişileşerek giden tek düze konuşma gibi oluyordu; aklımda aniden analizden geçen, gizlenince erkeklerin ona neler yaptığını tahmin edemezmişim gibi gözümdeki sandığı değerini koruduğuna inanması hakaret gibi gelmişti bana birden, oysa demiştim içimden, ha gizli ha açık sana bakıp göreceğim şey belli değil mi zaten (Sırıtmıştım. Toplulukta böyle bir espri uygunsuz kaçabilirdi, yalnızken de uygunsuzdu, gülümsememi yarıda kesmiştim o yüzden). Ne tuhaf diyordum aklımdan başka ciddi konulara da göz atıp bu konuya öyle devam ederek; bir sürü fake hesaba enerji yatırmak akıllıca değildi, bu kadın bir zamanlar bana kitaplar bile getiriyordu, boş durmanın kötü bir şey olduğunu söyleyip ev süpürdüğünü bile görmüştüm, ama şimdi hangi seviyelerde geziniyor, kibrine yenik düştü sanırım, haberim bile olmadan üstümde yanılmaz biri olduğunu hayata dayattı hayat da ona, galiba, diye devam etmiştim sonra, görüntüye baktıkça mesleki deformasyonla analizlerim seviyem düşerek de olsa çoğalıyordu yattığım yerde; ah evet haz delisiydi demiştim içimden, cinsellik onun için tepeye çıkmak gibi bir şeydi, erkeklerin onu değil onun erkekleri düzdüğüne inanıyordu, o dönemler beni aldattığını biliyordum, başka erkeklerde deneyip randıman alamadığı şeyleri bende yapıp randıman alıyor gibiydi diye devam etmiştim sonra, biraz esneyerek hatta dedim ardından; yıllar sonra biraz suçluluk duygusuyla mesaj atmıştım ona ilk defa girip gördüğüm herkese açık hesabından, saygısını azaltan kadınların saygısını azalttığı kişileri hayatının vitrini yaptığı o davranış kalıplarının aynısıyla olduğunu düşündüğüm İranlı biriyle fotoğraflarını gördüğümde, trajik bulmuştum bu durumu, ama beni ilgilendirmezdi, kibardı mesajım, mesajıma cevap vermemesi bir yana, herhalde sevgilisinden emdiği ayılıkla kaba hareketle silmişti beni, sanırım ilkel erkeklere karşı inançlarını korumakta zorlanan kadınların gücü emildiği erkekler gibi olmasını sanması gibi bir şey olabilirdi tepkisi bir yandan diye düşünmüştüm, gripten öksüren birine buzlu kahve ikram etmekten farksızdı mesajımın değer vericiliği, yatma vakti gelince medeniyetin ışıklarını kapatmaya alışan İranlısından sonra entelektüel bir muamele görmek ona iyi gelmemiş olmalıydı, bu çelişki ruhunu kötürüm etmiş olabilir diye aklımdan geçirmiştim, oysa asıl güçlü erkekler de o negatifliğin biçimini alıp almama evresinden geçerdi, güçsüz olanlar biçimi alır kalır ve kendinden güçsüz insanlar üzerinde güç kurardı, özellikle de kadınların üzerinde, güçlü olanlarsa o sürece dayanır kendinden güçsüzlere dokunmazdı artık, bu tür kadınlar genelde erkeğinin Tanrı olmadığına, kendi erkeğinin büyük sözlerini hayatın küçük çarpmalarıyla un ufak etmesi sonucu sanki attan düşüp takılan iple kilometrelerce süründürülen biri gibi paramparça oluşunu gördükten sonra ikna olurlardı hep, sonra şöyle söylerlerdi: Oha, Tanrı sandığım adam korkağın tekiymiş, hayatın bir parçası aslında bu durum, her neyse tamam demiştim kendi kendime, rahatsız ettim sanırım, üzgünüm.. Yazma sebebim asıl olarak kendime verdiğim anlamla ilgiliydi, tarzım değildi kimseye öyle şeyler yazmak, yoluma bakmıştım sonra, romantik bir mastürbasyon gibi fazladan bir şey olsa da gerçekte, suçluluk duyduğum uzun dönemim olmuştu o kişiye karşı, doğru bir hareket sayılabilirdi ama gereksiz gibiydi, kolumdaki bilekliği beğendi diye birine hediye etmeye benziyordu, çok gençtik ve karşılıklı hataların kendime düşen haklı tepkisinde hafif kaba davranmıştım, hepsi buydu, ama gidip gençliğin yüksek voltajlı cömertlik duygusuyla en önemli platformda özür dilemiştim bir de, kırtasiyede çalışan birine Plutzer ödülü vermekten farksızdı yaptığım, incelikli insanların yaptığı türden teşekkür gibi şeyler beklemiyordum zaten, ayının mağarasında gül yetişemezdi, ama tuhaf şeyler oldu sonra, güdümüne girip bir alt frekansa daha geçtikten her erkek sonrası suçluluk duygumu kullanmak istemiş eski sandığı değerinin geri geleceğine inanmıştı sanırım oysa, bunun büyümesini, mitleşmesini ve hayata duyduğu intikamcılığın böyle dengeye gelmesini istiyordu fikirlerine kapılmıştım, bilemiyorum, zaten her şey başından beri tek taraflıydı, benim dünyamda bir yankısı yoktu. İşin başka mantıksız tarafı, beni o mesajla sildikten sonra fake hesaplarla izlemeye tam mesaiyle başlamış oluşuydu, eh demiştim, o zaman neden sildin? Çok mu meraklıyım senin şahsi sosyal medyalarına bakmaya. Hayatının merak edilecek kadar ne önemi var ki. (Ayıplanacak bir söz olduğu için içimden diyorum bunu). Basit kadınların yaptığının aynısıyla dijitalden tanıştığı günübirlik erkeklere mahremini kolayca açtığını tahmin ediyordum, sosyal medyasını saklayınca onu asıl mahrem sanmasıysa zamanını harcadığı şeyler konusuna yeni bakış açıları getiriyordu (Tabii beni ve kimseyi ilgilendirmez). İşin şakayla karışık midemi bulandıran tarafı, kendini uygun gördüğü seviyeden diğer erkekleriyle birlikte aynı düzlemde peşime takılmasıydı (Yorgunca gülümsemiştim). Sanırım indirgendiği döngüyü kabul edemediğinden kendini olduğundan potansiyelli olduğuna inandırmak için yapıyor bunu, kontrol kurduğuna inandığı için veya özsaygısı silindiği için ya da kendinden nefret ettiği için, bilemiyorum eğer bu tür bir şeyse hepsi olabilir diye düşünmüştüm ardından. Kendiyle barışık insan asla yapamazdı öyle şeyler diye düşünüyordum, en başta kötü hissederdi, insan kitlelerindeki yerinde ve karşıdan nasıl görüneceğini tahmin edememek (Yakalansa da yakalanmasa da) büyük bir düşünememe eksikliğiydi zaten. Erkeklerin onun üzerinde bıraktığı enkazların davranışsal dışavurumlarıydı bunlar diye düzeysizce devam etmiştim iç sesime. Sonra derin bir nefes almıştım tüylerim ürperiyormuş gibi şaka yaparak, aman Allah’ım demiştim, benzer biriyle Almanya’da karşılaşmış az bir süre flört etmiştim çünkü, ondan kurtulmam kolay olmamıştı, eğer diye devam etmiştim fotoğrafta kaldıkça içseslerimin indirgenen seviyesini korumakta zorlanarak; bu kadın kendini kendi kendine benden uzaklaştırmasaydı (Sağ olsun diye parantez açtım içimden) ve gerçekten sevgili olsaydık, o dönemki toyluğum ve ham dikbaşlılığımla erkeklerden erkeklere zıplayan sadakatsizlik enkazlarına boşa harcanacak enerjilerim yüzünden sanatımda ilerleyemezdim. Düşüncelerim fotoğrafı aşıp benzer uzamlar üzerinde çoğalıyordu; hayatın gerçeği o ki kökleri ortalama insanlarla asla yola çıkamazsınız, mutlaka sürecin bir yerinde ihanet ederler ve yarı yolda bırakırlar, kibirleri bir tarihi bile aşacak kadar yüksektir onların, hayatlarının neredeyse tamamı çoğunluğun aklına uyarak hatayla geçer ama hatasız olduklarına inanmak uğruna hatalarını hayat boyu kibir perdesinin arkasında sürdürdükleri için ruhları leş gibi çürür günün sonunda, sözde tükürdüklerini yalamamak uğruna doğruyu yapamazlar yanlışta ısrar ederler ve en son sıçtıklarını yerken bulurlar kendilerini, ama ona da inanmak istemezler. Esnemiştim. Birkaç dakika geçtiğini fark etmiştim ardından, oha demiştim, bu kadar zamanı burada harcamam doğru değil, boşa gitmesin, pasajlarımdan biri haline getireyim bari. Yorgunluktan kemiklerim çarşafı hissediyor gibiydi.

Oteldeydim, yatağımda uzanmış dinleniyordum, ara ara yalnız başıma gezerdim hep, onlardan biriydi işte. Sol odadan kadının inleme sesleri geliyordu, “oh, oh, oh, oh.”
Biraz da yatak gıcırdıyordu. O kadını otelin fuayesinde görmüştüm, kaba bir erkek vardı yanında, gülümsüyorlardı birbirlerine.
Bir şekilde hüzünlü hissetmiştim kendimi, bilemiyorum, hangi erkeğine sadakatsizlik ediyordu acaba diye geçirmiştim içimden, belki de sevgilisi oh oh diye rahatlarken ona mesaj atmış sıradan bir müsaitsizlik yaşadığı için cevap veremediğini sanmıştı, masanın üzerinde kadının telefonu mesaj bildirimleriyle parlarken o gıcırdayan yatakta devam ediyordu belki de, bitince telefonu eline alacak lavaboda olduğu için görmediğini söyleyecekti, kim bilir. Kalçası, poposu bel içinde kalmış peçeteyle temizlenirken sevgilisi uzaktan onu özleyecekti, zordu dünyanın içinde temiz kalmak ve temiz kalmış birini görmek ve temiz kalmak için mücadele eden birini bulabilmek, imkansız değildi ama zordu.

Ne istiyordu bu toplum benden. Bunalıyordum. Huzursuzdum hep. Nerede olsam taşlı yolda hızla giden kamyon kasasının üstündeki çocuk gibi diken üstündeydim, nasıl geçerdi ki bu şey, toplumun dünyası uygun değildi bana, gökleri istiyordum ben.

Zil çalmıştı, bir şeyler yazıyordu Yabancı, kimseyi beklemiyorum ki diye geçirdi içinden, huzursuz oldu sonra, ya kadınlardan biriyse. Kapı deliğinden baktı, elindeki pizza kutuları olan genç bir kız gördü, açtı.
“E şey, sipariş size miydi?”
Tatlıydı kız,
“Hayır, karşı daire olabilir.”
“Çok teşekkür ederim, kusura bakmayın rahatsız ettim sizi.”
“Estağfurullah, böyle kibar insanlar her zaman kapımı çalabilir. Kolay gelsin.”
“Ha ha, şey, özür dilerim, şey, sesinizi bir filmde duydum galiba, Escobar’da seslendirme yaptınız mı?”
Gülümsedi Yabancı, kötü şeyler düşünmedi kız hakkında, masumdu, medeniydi sadece.
“Yok, ama başka filmlerde konuştum, belki oralarda denk geldiniz, dikkatli biri gibisiniz, teşekkür ederim size.”
“Zamanınızı alıyorum, tekrar kusura bakmayın.”
“Asla kusur yok ortada, özlenen medeniyet kırıntıları bunlar, Tanrı masum ruhunuza kol kanat gerecek insanlarla donatsın sizi.”
“Ya şey, öyle zor ki bu ülkede kibar olmak, herkes çok kaba, Boğaziçi’nde öğrenciyim ben, psikoloji okuyorum, ikinci sınıftayım, sipariş götürürken asılıyor erkekler kapıda, iğrençler, gitmek istiyorum bu ülkeden.”
İkisi de konuşmak istiyordu, ihtiyaçları vardı…
Konferans verir gibi konuşmayı sevmiyordu Yabancı, aslında konuşmanın kendisi yorucu geliyordu ona hep.
“Umarım istediğiniz gibi olur her şey.”
“Erasmus düşünüyorum.”
İlla konuşturacaktı sanki kız genç adamı, öyle gibiydi kendiliğinden,
“Neden olmasın ki, olabilir bence.”
“Eğer gidersem bu sapıklardan kurtulurum belki.”
Uzun konuşma sırası gelmiş gibiydi Yabancı’ya, kısa tutmaya çalışacaktı ama,
“Gitmek en mantıklısı tabii, şunu da bir yerde hep hatırlamak gerekebilir; dünyanın her yerindeki erkekler kadınlar gibi ilkeldir. Bu süreci bir dirençten ziyade varoluşsal inşa sürecine geçirmeyi uygun görürseniz, her şey daha başka olabilir belki, çünkü direnç bir yerde kırılacaktır, burada olmasa bile Paris’te, ya da en güvenli sandığınız alakasız bir metrekarede, kırılacaktır ve siz şöyle söylerken bulacaksınızdır kendinizi: Kendimi sınırlamıştım ama şimdi özgürüm. Hayır özgür değilsiniz, sadece bir döngünün başlangıcına girdiniz, o hep korktuğunuz döngüye, hayat değişken olmak zorundadır, siz ruhsal olarak olgunlaşmayı direnç yaratarak aynı kalma çabasına dönüştürmüş oldunuz farkında olmadan oysa, şimdiyse özgür olduğunuzu sandığınız başka değişkenliğin güdümüne girdiniz, ama bu güdüm sizi sistemin altındaki diğerlerinin arasına çekecektir.”
“Ya şey, hocalarımızdan daha güzel şeyler anlatıyorsunuz, peki bir şey sorabilir miyim, varoluşsal inşa nasıl olur?”
Apartman koridorlarında neler konuşuluyordu öyle, normal değildi, felsefe ve yaşam, kişileri başka kılıklara sokup ayaküstü buluşturmuştu sanki, pizzayı teslim edip geri gelmişti kız, daha sonra görüşmek üzere numaralarını verdiler birbirlerine.

Uzaylı evdeydi, Facebook’tan gazete haberi gördü, eski tiyatrosu sezon açılışı için basın toplantısı düzenlemişti, patlayan makine ışıkları, aşırı tebessümler, burun delikleri genişleyerek konuşmalar, prestij dilencilikleri ve daha birçok şey görmüştü midesi bulanırken. Kimsenin ülkenin çöküşünden haberi yok muydu? Stilize edilen bir alanda toplumun gerçeklerinden uzak bir hobiye dönüştürülen tiyatro sanatı, ne ifade edebilirdi ki? Malı götüren rahatlık kurnazlığı memnuniyet parıltısı suratlarda, kendileri de bu çöküşün bir parçaları olmanın habersizliğiyle, beklenen son gelirse neler düşüneceklerdi acaba? Cumhuriyet’le gelip kaplanlara ayrılan o alanda, kedilerin ne işi vardı? Nerelere sürülmüştü kaplanlar? Ortalamaların dünyasında nerelere göç etmişlerdi?

AhmetÜnal/11.09.2026/14:30/Hisar/En zor şey, kolayların arasında zorluğa kakılmaktır.

    • • •