Yüksekte ve Alçakta

Bir gün hepiniz ve bir gün hepimiz, pişmanlığın yangınını hissedeceğiz

**

Nemli yaz ayının klimalı market içinde biri yaklaşmıştı, İstanbul’u hiçbir zaman sevmemiştim, sevdiğimi sandığım bir kadın kadar bile değeri yoktu gözümde, bir şekilde kurtulamadım şehrin örümcek ağından, tüketti beni, hiçbir şey vermedi, ne verebilirdi ki bu şehir bana zaten, aşağılık leşlerinin içinde ne verseydi memnun kalabilirdim, hiçbir şey, yokluğunu istiyordum sadece, uzaklaşmak, ömrüm boyunca ayak basmamak, hatırlamamak, gördüklerimin kırıntısını bile bir daha görmemek, buydu istediğim, dondurmayla kek alacaktım, soğuk dolaplara doğru yürüdüm, uzun kulaklarının işaret levhası gibi gösterdiği kel başının yan kısımları yeni tıraş olmuştu, cansız yürüyordu, içine bir tık fazla hava basılmış basketbol topuna benziyordu bedeninin şekli, yanıma belediye başkanından bile kurumsal yaklaşmıştı, başkalarıyla onanmış yargılayan şüpheci gözleriyle seslendi bana, Burak’tı adı, markette çalışıyordu, küçükken akraba kontenjanıyla arkadaştık, büyüdükçe ilgimi kestiğim kişilerden biriydi,
“Ahmet.”
“O, Burak, fark edemedim seni, naber.”
“Haberin yok galiba.”
Dişlerini hafif sıktığı izlenimine kapılmıştım, askeri bir erin duygusal konuşmalarla tanımadığı kişileri katletmesi için biçimlendirilmiş haline benziyordu, tek şüphe yoktu sanki aklından geçen her neyse ona,
“Ne oldu.”
Sepetimi hafif ileri ittim, yürümeye başlayacaktım, saçma bir şey söyleyecekti belli ki.
“Müziye bibim öldü.” *(Yazarın dipnotu: Bibi; Anadolu’da yakın ve uzak halalara verilen isim)
Haberi verdikten sonra utanmaz birine içinden cik cik çeken birinin surat ifadesini andırıyordu. Dedemin kız kardeşiydi, çok yaşlıydı zaten, ne diyebilirdim ki.
“Öyle mi, hmm, Allah rahmet eylesin.”
Almanya’da, uçakla traktörlerin bir araya gelmesiyle traktörlerin uçağı kıskanıp düşürmek istemesi sonucu aklını başından aldığım, toplumlar arasında adına enişte denen lağım faresinin, umursadığım inancının küçük insan ciddiyetiyle arka planlarda Burak’a benzer herkesi aleyhimde kandırmasının son zehirli etkisi çamur izi, onun göz bebeklerinde bir şerit gibi geçip gidiyordu sanki. Ölüm haberini daha yeni duyuşum, bir araya toplananların verdiği yargıyı ne de güzel onaylamıştı Burak’ın dünyasında. İşin tebessüm ettiren tarafı, ülke düzeyinde toplumla bağımı koparmış oluşum ve geniş akrabaların bundan haberinin olmamasıydı.

+

Birkaç gün sonra aynı markete gidiyordum, üç adet shot bira alacaktım, yanına belki de cips olabilirdi, oraya gidince karar verecektim. Unutmuştum Burak’ı. Rafların arasında tamamen sanatımla alakalı şeyler düşündüğüm sırada önündeki yığılmış malzemeli sepetiyle yanıma biri yaklaşmıştı, çalışanlardan biriydi belli ki, geçip gidecek sanmıştım, omuzuma parmağını tıklattı dört kez, irkildim, kaşlarımı çatarak kafamı çevirdim ardından, Burak’tı.
“Naber Ahmet.”
“Sağ ol Burak, kolay gelsin.”

+

Sızma yağım bitmişti, belki tereyağı da alabilirdim yanına, iyi olabilirdi. Akşam eski kadınlardan biri gelecekti yanıma, yıllar sonra nasıl olacaktı acaba, merak ediyorduk. Alışveriş sepetimle yürürken trafiğe takıldım, bir sürü kişi vardı o aradan geçmek isteyen, iki adım geri attım, sert bir malzeme yığılı bir şeye çarptığımı fark etmiştim, arkama döndüğümde gülümsüyordu Burak,
“Naber Ahmet?”
“Sağ ol Burak, kolay gelsin.”

+

Karpuz çekmişti canım. Markete yürürken Whatsapp’ıma mesajlar yağıyordu geçen günkü kız arkadaşımdan, kalpler atıyordu, iyiydi, canım benim. Meyve bölümüne gitmiştim, sarı kavun yığınları arası karşısından biri gülümsüyordu, gülümsemesi görünüyordu sadece, biraz sola adım atarak elma kısmına geçtim,
“Naber Ahmet?”
“Sağ ol Burak, kolay gelsin.”

+

Bir daha buluşmuştuk eski kız arkadaşımla, tutkuluyduk, iyi geliyordu ikimize de, unutturuyordu bana her şeyi.
“Bebeğim markete gidip bira alır mısın, biraz güzel kafayla öpmek istiyorum seni.”
“Olur.”
Girmiştim markete, alkol kısmına yürüdüm ardından, güvenlik kulağındaki kalın bir şeyle oraları dikkatle koruyordu, dolabı açıp eğildim, elime sığacak kadar shot aldım, dikildiğim sırada sırtım bir şeye çarptı,
“Naber Ahmet?”
“Sağ ol Burak, kolay gelsin.”

+

Kendiliğinden bir sürü gün geçmişti, üç gündür yataktan çıkmıyorduk kız arkadaşımla, sıcaklıklarımız iyi geliyordu, duşa da beraber giriyorduk,
“Evlenmeyeceğini biliyorum benimle” demişti,
“Eh, daha güzel değil mi böyle, özgürüz. Kağıt parçasının ne önemi var ki, aynı yataktayız, duştayız, evdeyiz, dokunuyoruz birbirimize, neden tadını çıkarmıyoruz ki?”
“Beni beğenmiyorsun, hissediyorum.”
“Saçmalık. Tutkuluyuz bak. Ne açıdan söylüyorsun pek anlamadım. Çok hoş kadınsın. Eskisinden çok daha güzelsin.”
“Bilmiyorum, yolunda ben yokum gibi hissediyorum, sinirlerimi bozuyor. Geçmiş halin aklıma geliyor, kimsenin seni önemsemediği, bilmediği, asi tavırlarını özlüyorum, şimdi öyle değilsin, ağırlığın var, her an dünya seni tanıyabilir, ben ne olacağım o zaman, bitecek mi her şey.”
Markete yönelmiştim yine, sevgilimi sakinleştirmek için özel şeyler alacaktım, birden Burak gerilimi sarmıştı beni, Alaaddin’in lambasından birdenbire çıkıyordu sanki, temkinli girdim markete, onu görürsem gizlice uzaklaşacaktım, yoktu ortalıkta, kasaya yöneldim, işlemden geçilsin diye tezgaha ürünleri koyuyordum, sepette bir şey eksikti, omuzuma parmak tıklattı biri o an,
“Naber Ahmet?”
“A, düşürmüşüm, sağ ol Burak.”

Ahmet Ünal | 20.09.2026 | 16:23 | Yaşamak istiyorsak sevmeli ve sevilmeliyiz.

    • • •